Zoraki umut, mecburi destek
Memleket öyle bir cendereden geçiyor ki on yıllarca tartışılan ve bir gün olur mu denilen gelişmeler bile ‘ama’lar, ‘fakat’lar, ‘acaba’lar arasında önümüze düşüyor. Duygusal savrulmaların akla galebe çalmasının, anlık heyecanlarla beklenmedik derin hayal kırıklıkları arasında kaybolmaların genlerine işlediği bir coğrafyada hiçbir şey yokmuş gibi makul ve soğukkanlı kalabilmenin sınavını geçmek zorundayız.
Alakart demokrasi pratiğinde gerçekten demokratik bir gelecek mümkünmüş heyecanını, aslında meselenin hiç de kolay olmadığını bile bile kaybetmemek gerekiyor. Geçenlerde sosyal medyada Türkiye’de adaletin neye benzediğini anlatan veciz bir ifade vardı. “Suçun şahsiliği diye evrensel bi kural var. Bir şeyin suç olup olmadığı şahsa göre değişir.” Sosyal medyada ortalık veciz ifadeden geçilmiyor zaten ama bu aklımda kalmış. İşte neyin suç olup olmadığına kişinin kim olduğuna bakılarak karar verilen ülkede hukuk herkese eşitmiş gibi davranmak büyük erdem. Hiç sorun yokken makul davranmak zaten erdemden ziyade tersinin yanlış olduğu bir durum.
Eğri oturmadan, doğru oturup doğru konuşmak gerekirse kimse iktidardan şümullü, ilkesel zemini sağlam, diğer uygulamaları ile tutarlılık endişesi taşıyan bir duruş beklemiyor. Kaldı ki iktidarların icraatlarının oy karşılığına bakarak hareket etmesi tek başına yanlış değil. Demokrasi biraz da popülizm ve seçim kazanmak için koalisyonlar kurmak ve stratejiler geliştirmek demek. Cumhur İttifakı’nın MHP ayağı daha ilkesel ve kapsamlı bir söylem benimserken AK Parti’nin konjonktürel ve çıkar temelli yaklaşması da Erdoğan’ın desteği olmasa Bahçeli’nin söylemlerinin pratik karşılığının olmayacağı gerçeğini değiştirmiyor.
İktidarın oportünizmine rağmen girilen yolun ülke ve vatandaşları için ne anlama geldiğinden hareket etmek gerekiyor. Kolay değil ama neredeyse yarım asırlık, on binlerce insanın canına........
