Yazılanın hemen her şeyi fakat yazanın hiç kimsesi...

Nesnenin iktidarında öznenin hükmü kalmaz. İmalat ile yaratım arasındaki çizgi silinir. Nesne yüceltilirken onu ortaya çıkaran varlık bilinçle bastırılır. Nesneyi değerli kılan alım satım değeridir. Piyasa tecrübesiyle ölçülüp biçilmiş ve risk oranını düşürülmüştür. Dünyada bölge bölge değişse de ‘değerleri yerine oturmamış’ toplumlarda özellikle nesnenin önemini belirleyen kalite değil talep doğrultusunda elde edilen çok yönlü kârdır. Talebi kutsal bir mask gibi öne sürer böylesi durumlarda piyasa belirleyicisi. Kendisi hiç sorumluluk sahibi değilmiş gibi bütün yükü talebin üzerine yıkar. Oysa çağımızda bildiğimiz en yalın gerçeklerden birisi de talebin etrafında oluşturulan simülasyondur. Bu yansıtma, yanıltma, yönlendirme, köpürtme hatta yalan doğrultusunda edebiyat yönünden düşünürsek mesela, yazılanın hemen hemen her şeyi fakat yazanın hiç kimsesi bir varlık belirir. O varlık bazen çoğul bir bünye olduğu kadar tek başına bir beden de olabilir. Bir başına gözükmek istemediğinden amorf bir çokluk karmaşıklığı öne çıkar.

Türkiyenin düşünce ve sanatta merhale kazandığı dönemler merkezinde yaratıcılığın ve ona hayat hakkı verecek derecede bir doğal talebin yaşadığı dönemlerdir. Sanat ve düşüncede talep yaratıcının sezgileri ve idealleri ile birleşerek aklı kuşanır sonra da sorumluluk şuuruyla hayat bulur.Hatta kimi zaman şahsi mecburiyetler bile devreye girer. Buna makul marj kanunu denilebilir. Kemal Tahir, Peyami Safa hayatlarının belli dönemlerinde piyasa işi şeylere mecbur kalmışlardır mesela. Ne zaman ki yaratıcı özne bir........

© Karar