Sabah yazın akşam kışın…
Belleğimdeki o manzara hiç kaybolmadı. Dibine kadar eteklenmiş salkım söğütlerin arasından gördüğüm bir adam var. Fakat özenle örülmüş bir güzel genç kızın upuzun saçlarına benzeyen horoz ibiği çiçekleri olmasa söğüt de adam da boşluğa düşüp kaybolacak. Bordo rengin armonisi içindeki horoz ibiği çiçekleri biraz gözler kısıldığında hayalimsi varlıklara dönüşecekler. Hatta yapıyorum bunu. Adam, elindeki hortumu şevkle tutmuş ucundan sıkıyor. Sıktığı yerde su hem tazyik hem de genişlik kazanıyor. Şeffaf su yaprakları pıtır pıtır dallara, yapraklara, ağaç gövdelerine iniyor. Su çarptığı her yerde zerreleşir. Kuşlar, sabah serçeleri bu zerrelerden özel bir tad alıyor olmalılar. Döne seke gıdım gıdım içiyorlar bu zerreleri. Onların her gaga uzatışında vakit zümrütleşiyor. Sabah bir zaman olmanın dışında, göz ile kalbin dokuduğu salıncakta sallanıyor. Arada bir kıskançlığa kapılan kadife çiçeklerine çarpan su içimi ürpertiyor. Ama ben suyun horoz ibiği çiçeklerini baştan ayağa yıkayıp şuhluklarını ortaya dökmesini ve endamlarını da keskinleştirmesini istiyorum. Horoz ile sabah arasından yaylanan zihnim her an bana oyunlar oynayabilir. Sanki uzakta uzun uzun bir horoz ötüyor.
Fakat bütün bunların, sabah için birer bahane olduğunun farkındayım. Belki ne o adam var ne de su hortumu. Araya yayılmış kadife çiçeği öbeklerini gözlemci saydığım, söğüt dallarını naza kattığım ve serçe seslerini sabaha yakıştırdığım mümkündür. Horoz ibiği çiçekleri olmasa gençliğin de........
