Hangisi? |
Saymaya başladığımız zaman açığa çıkıyor dengesizlik. İki kulağı, iki gözü, iki burun deliğini, iki kaşı, iki eli, iki dudağı, beşer parmağı saymak türünden bir şey değil bu. Dilimizde ‘çoğu zarar azı karar’ diye bir deyim var. Ne çokluğun ne de azlığın sayılabilir yanına değil asıl dengesine vurgu yaptığı için önemli bir söz. İster evrim diyelim ister tabiat kanunu, bedenimizden başlayarak bizde oluşan organlar, vücut elementleri çokluk ve teklik içinde mutlak bir gerekliliğin sonucudur. Tabiattaki dengeyi de en güzel Nasreddin Hoca fıkrası anlatır. Hani hocamız bir ceviz ağacının dibinde otururken murakabeye başlamıştır. Yere uzanmış bir fideden çıkan devasa kabakla görkemli ceviz ağacında meyvelenen küçük cevizlere hayretle bakmıştır. Kendince karşılaştırma yapmıştır hoca. Ne zaman ki üstten bir ceviz kafasına düşer, işte o zaman aklı başına gelmiştir. İnsanın temel yanılgısı ve affedilmez hatası tabiattaki dengeyi kendine rehber edinmeyi değil hemen her varlık ve durumun dengesine müdahaleye kalkışıp bozgunculuk etmesidir. İlahiyat da Hz. Hızır ile Hz. Musa kıssasında perçinler bu dengeyi. Deneyle, gözlemle, düşle, razılıkla, tecrübe ve hatta tesadüfle öğrendikleri onun tabiat önündeki zayıflığını gidermekte ve pek çok yönden insanı öne çıkarmaktadır. İnsanın iki kolunun olması neyse balıkların yüzgeçleri, ağaçların dalları, kuşların kanatları odur. Kar bile gökten sayıyla değil dengeyle iner. Burada kopan rüzgar falan bahçede çiçekleri döller. Sen şapkam uçtu diye figan edip durursun oysa.
Ne olmuştur da insan bir kere saymaya başlamıştır? Bir bilme, ayrıştırma, olma, oldurma, hayatta kalma yolu mudur yoksa etrafındaki küçük şeylerden başlayarak en uzaktakilere hükmetme tutkusu mudur onu ateşleyen? Bir köprü kurmak, bir ev yapmak, bir yol açmak, taşan nehir için önlem almak için de sayma bilgisi gerekir. Sayabilme insanın niteliğinin bir sonucudur da sayıyı başkasının boynuna kement diye kullanma........