Geçip giden şeyler üstüne... |
Gülibrişimler şaşırtıcı şekilde sönük uyandılar bu yaz. Uzun sürmüş bir gecenin sonunda kaçırılmış gündoğumu peltekliği var sanki üzerlerinde. O ilk anın parlak, serin ve diri ışığı gitmiş yorgunluğun beneklere saçılmış her dala. Her yöne yayılan şemsiyemsiler gitmiş içe büzülen bir kırıklık gelmiş. Bir şeye gerçek güzellik veren onun doğası mı yoksa bizim her seferinde onu yeniden değerlendirmemiz midir tartışılır fakat ben doğanın bir başına yeterli olmadığını düşünürüm. Sarı bir renktir ve güzeldir güzel olmasına ancak kirazda başka gülde ayrı sevgilinin perçeminde benzersiz durur. O benzersizliği yaratan da bizim her seferinde değişen bakışımız, sevme yeteneğimiz hatta ihtiyacımız olmalı. Gülibrişimleri de böylesine tekdüze, keyifsiz, yatık, umutsuz ve bulanık görmem sebepsiz değil. Bir yerde bir süreliğine tekrar devam edince ara geçiş sürprizlerine yer kalmıyor. Sıcaklar birden bastırınca her şey eşitleniyor yaprakların rengi tonlarını kaybederken kuşların neşesi gidiyor. Bir köşeye çekilmeye tembellik edip esnemeye bahane arayan insanoğlu için de mevcut hal gerekçelerin tacı yapılıp keyif çatılıyor. Bir tavus kuşu gururuyla oklarını dikmeye meraklı gülibrişim çiçekleri ise çoktan geçip gitmenin anaforuna kapılmışlar. Ne bir feryat ne bir çırpınma. Suskunluk ve geçmişlik…İnançsız bir teslimiyet.
Kim ne derse desin yaz mevsiminin en inatçı ağacı duttur. Gövdesinin dokusundan aldığı ilhamdan olacak sabahtan akşama bir yandan kimse sallamasa bile dibine pat pat cömertçe dökülür. Ertesi sabah bir bakarsınız yeni meyvelerle donanmış. Boşuna mıdır bu manzara?........