Osmanlı’ya matbaa neden geç geldi?
Bazı katı gelenekçiler, matbaa gibi konularda tarihimize eleştirel bakanları “Batı’daki koroya katılmak” diye yaftalıyorlar. Fakat bu tavır hem bilimsel açıdan hem de ahlâken çok yanlıştır. Üstelik, ilginçtir ki, bunlardan bazıları kendi görüşlerini destekler mahiyette buldukları Batılı uzmanların yazılarını kullanıyorlar. Bunu yapmakla başka bir “Batılı koro”ya katılmış mı oluyorlar? Ben öyle düşünmüyorum. Doğrusu, Müslüman dünyada Ehl-i Hadisten itibaren çoğu katı muhafazakârlar, karşıtlarının görüşlerini bilimsel ve makul yoldan çürütemeyince onları bu tarz içi boş isnatlarla suçlamışlardır.
Birçok uzman, matbaanın Osmanlı toplumuna çok geç gelmesini geri kalmışlık nedenleri arasında gösterir. Bununla beraber -anladığım kadarıyla- bu gecikmenin sebepleri, tesirleri ve sonuçlarına dair bir görüş birliği oluşmamıştır.
Prof. Kemal Beydilli TDV İslâm Ansiklopedisi’ne yazdığı “Matbaa” maddesinde, “II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde zaman zaman, Müslümanların Arap harfleriyle eser basmalarının yasaklanmış olduğu ileri sürülmüş olmakla beraber bunu belgelemenin mümkün olmadığını” belirtir [keza bk. Beydilli, “İstanbul Matbaaları (1453-1839)”, Büyük İstanbul Tarihi, İstanbul 2015, s. 553].
Hamburg Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Scott Reese de Manuscript and Print in the Islamic Tradition / Studies in Manuscript Cultures (Berlin-Boston 2022) adlı ortak kitaba yazdığı “Giriş”te (s. 1), “Müslümanların matbaaya karşı bir nefret duygusu taşıdıklarını veya kâfirlerin bir aracı olan matbaanın kutsal metinleri kirleteceğine........
