Nükleer dengenin son kalesi de yıkılarken…

Cuma günü 2010 yılında Amerika ile Rusya arasında imzalanan ve kullanılabilir, daha doğrusu konuşlandırılabilir nükleer başlıkları karşılıklı olarak 1550 ile sınırlayan START antlaşmasının son günüydü. Amerika Çin olmadan olmaz dediği, Çin sizin seviyenize erişemeden asla diye tutturduğu, Rusya da başka gerekçeler öne sürdüğü için anlaşma yenilenemedi. Yerine moratoryum gibi bir seçenek bile konamadı.

Şimdi iki taraf da hukuken serbest, depolarındaki nükleer başlıkları ve yeni üreteceklerini son teknoloji, sesten onlarca kat hızlı giden, sürekli yörünge değiştirip takibini zorlaştıran farklı türlerde füzelerine yerleştirip diğerine karşı üstünlük sağlamaya çalışabilir. Yapay zekalarla donattıkları atış ve komut kontrol sistemlerinin en doğru kararı vereceğine güvenip düğmeye basmaya hazır bekleyebilir.

Artık bütün mesele daha iyi, daha yıkıcı silahlar üretmekte, taraflardan en az birinin kendi topraklarını savunabilir, o da olmazsa ikinci, üçüncü vuruş yeteneğini koruyabilir hissetmesinde. Nasılsa önlerinde, özellikle de Amerika’nın önünde, 1972 yılında imzalanan, bir yıl sonra yürürlüğe girip karşılıklı yok oluş dengesini (MAD) koruyup, caydırıcılığı pekiştiren ABM antlaşması da baba Bush’un İran ve Kuzey Kore gerekçesiyle 2002’de çıkmasından bu yana yok.

Üstelik nükleer silahların denenmesini yasaklayan CTBT de Amerika onaylamadığı için Rusya’nın 2023 yılında taraf olmaktan vazgeçmesi nedeniyle bağlayıcı değil. Geliştirdikleri yeni bombaların daha ölümcül olmasını sağlamak için “barışçıl” denemeler yapacakları da açıklamalarından anlaşılıyor. Ayrıca orta menzilli füzeler için INF’le konan kısıtlamalar da yine Trump sayesinde 2018’den bu yana geçerliliğini yitirmiş bulunuyor.

Görünen Amerika’nın savunmada Rusya’nın da savunmayı yarmada daha başarılı olduğu. Eğer birinden biri ya........

© Karar