We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Keşke Batılılaşmayı daha erken keşfedebilseydik

41 1 0
20.01.2020

Türkiye’nin Osmanlı ile başlayan Batılılaşma hikayesi, bir başka deyişle Batı ile olan ilişkisi zaman zaman farklı değerlendirmelere tabi tutulmuş, hatta sert tartışmalara vesile olmuştur. Batılılaşmaya karşı çıkanların da, taraftar olanların da meseleyi aslında bütünsel bir çerçevede ele aldıklarını söylemek ne yazık ki mümkün değildir.

Maalesef Osmanlı Batı Dünyası’nın Rönesans, Reform ve Aydınlanma süreçlerinden geçerek Sanayi devrimi limanına demir attığında, ancak nasıl bir meydan okumayla karşı karşıya olduğunu fark edebildi. İlk başta askeri ve ekonomik iktibaslarla, iki dünya arasında giderek açılan makasın kapatılabileceğini düşündü. Ama askeri yenilgiler sonrasında fark etti ki, meselenin çok daha derin boyutları var. Yeni gelişmeleri ve teknolojinin arkasındaki iktisadi, siyasi, kültürel birikimi, evrensel ölçekteki hukuki gelişmeleri bir bütün olarak değerlendirmeden aradaki mesafeyi kapatmak mümkün değildir.

Ayrıca unutmamak gerekiyor ki sanayi devrimi ile yükselen burjuva Sınıfı, iktidarını tanrısal kutsallık zırhıyla muhafaza etmeye çalışan aristokrasinin karşısına dikilmiş ve sahip olduğu iktisâdi güce paralel olarak siyasi haklar talep etmeye başlamıştı. Ve Batı’da artık kapitalist burjuvazinin şekillendirdiği yeni bir dünya başlıyordu.

Daha da önemlisi “iktidar kuşu”nun gökten indirildiği Batı toplumlarının bu yeni sosyolojik kompozisyonu, rekabetin barışçı bir dengede sürdürülebilmesi için demokrasi, hukuk devleti, güçler ayrılığı, insan hakları gibi kavramları yönetim anlamında daha görünür kılmıştı.

Oysa 15. Yüzyılın ortalarına doğru Osmanlı büyük........

© Karar