menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her önüne gelene parmak sallama edebiyatının dayanılmaz yalnızlığı

18 1
09.02.2026

Epey bir süredir devletin kurumlarını yok ettiğimiz gibi, dış politikamızı da bütün savrulmalara açık hale getirmiş bulunuyoruz.

Hakkaniyetli bir şekilde oturup, ‘bölgemizde ve dünyadaki yeni gelişmeler karşısında nasıl bir dış politika konseptine sahibiz’ diye bir soru sorsak, herhalde tatmin edici bir cevap bulmakta zorluk çekeriz.

Açık yüreklilikle itiraf etmek gerekirse, ne yazık ki bizim bir dış politikamız yok. Ama haksızlık etmeyelim, özellikle bölgemizdeki yeni gelişmeler ve yeniden yapılanmalar konusunda Amerika ve Rusya’ya karşı sesimizi yükseltemiyoruz ama Avrupa’ya parmak sallamayı çok seviyoruz, bu da bizi çok mutlu ediyor…

Eğer yeniden şekillenen bir dünyada yeni fırsatlardan yararlanmak gibi bir derdiniz yoksa, “Güçlü ve büyük Türkiye” masallarıyla yetinip, kaybetseniz de mutlu-mesut yaşayıp gidebilirsiniz…

Ama kabul edelim ki dünya artık bizim anlattığımız masallara göre şekillenmiyor.

Eğer 2004 yılında AB’ye ‘tam üyelik’ müzakere sürecinin başladığı günlerden bu yana, demokratik değerlerle ilgili bir mesafe alabilseydik belki de bugün başka bir Türkiye’yi konuşuyor olacaktık.

Ancak kendimize de haksızlık etmeye hiç gerek yok. Çünkü biz Osmanlı bakiyesi bir ülkeyiz, bizim ‘kutsal devlet’e ayarlı geleneksel kodlarımız var, şanlı tarih masallarımız var. Her ne kadar kendimize bile itiraf etmekten çekinsek de kültürel anlamda bizi kuşatan kutsallar yüzünden, demokratik değerler, ‘hukukun üstünlüğü’ ve özgürlük gibi evrensel kavramları içselleştirmeyi bir........

© Karar