Halkını adalete hasret bırakanların ibretlik hikayesi…

İnsanlığın yüz yıllara dayanan tecrübelerinin sonunda elde ettiği evrensel hukuk normlarına rağmen, bugün Amerika gibi yıllardır demokrasi hikayesi yazan bir ülkenin mafyatik yöntemlerle Venezüella’ya çöküp devlet başkanını tam bir haydutlukla kaçırması insanlık için bir utanç fotoğrafıdır.

Meğer o süslü demokrasi ambalajının içinde, kaba ve hoyrat bir sopa varmış, aslında bu sopa aynı zamanda bütün egemen devletlere gösterilen bir sopadır.

Trump’ın vizyona soktuğu bu ‘haydutluk filmi’nin hukukla, insani değerlerle bir izahı yok elbette. Ama bu filmi, sadece Amerika açısından bakarak ve de yüreğimizi soğutacak en ağır kelimelerle tarif etmek de meseleyi anlamamız için yeterli olmayacaktır.

Çünkü bu meselenin bir de Maduro cephesi var… Dikdatöryal hevesleri uğruna, halkını görülmemiş bir ekonomik krize ve yoksulluğa mahkum etti. Ve ne yazık ki rakamlarla ifade edilen yoksulluk, giderek bir insani bir trajediye dönüştü.

2015’te yapılan parlamento seçimlerini Maduro kaybetti, ancak tümden denetimine aldığı yargıyı kullanarak parlamentoyu fiilen devre dışı bıraktı. Bu yeni dikdatoryal sürecin bedeli ağır oldu. 2014–2017 yılları arasında süren protestolarda, resmi ve bağımsız kaynaklara göre en az 131 kişi güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Öğrencilerin öncülük ettiği kitlesel gösteriler sert biçimde bastırıldı; ifade ve basın özgürlüğü fiilen askıya alındı. Ve sonunda devleti, vatandaşını ikna eden bir........

© Karar