Dindar nesil hikayemiz ya da sosyolojinin yeni haritaları

Türkiye’nin modernleşme macerasıyla birlikte başlayan sosyolojik kırılmalar üzerinden bir okuma yaptığımızda görürüz ki bu ülkenin farklı aidiyet haritalarında yer alan farklı kesimlerin hep bir ‘farklı nesil’ yetiştirme hayali vardır.

Osmanlı’nın ardından Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu genç Cumhuriyet, Türkiye’nin önüne yeni idealler ve yeni hedefler koydu. Yeni başlangıçların, toplumsal anlamda bir takım rahatsızlıkları tetiklemesi son derece doğal. Bu açıdan kuruluş döneminin sıkıntılarını, geçici bir paranteze almakta yarar var.

Ancak biz, Doğu toplumu olmaktan kaynaklanan genetik kodlarımız dolayısıyla ‘ulu hakanlar’ ve ‘ulu önderler’ icat etmeye çok yatkın olduğumuz için nesillerimizi de etiketlemeyi çok seviyoruz. Bu bağlamda Atatürk’ü kutsallaştırarak ona bağlı ‘Kemalist nesiller’ yetiştirmeyi bir ideale dönüştürdük.

Zaman zaman Cumhuriyet’in, ülkedeki dindar-muhafazakar kesimlerin sosyolojisiyle çatışan uygulamaları, doğal olarak başka tür toplumsal kırılmaları da beraberinde getirdi. Özellikle klasik ve portmodern darbe dönemlerinde dindar-muhafazakar kesimler üzerindeki baskıların, hem yeni kutuplaşmalara hem de şiddetli tepkilere yol açtığını biliyoruz.

Ve sonra, 28 Şubat’ın o sisli günlerinin ardından 2002 yılında AK Parti, bir demokrasi umudu olarak iktidara geldi. İşte o gün ‘dindar nesil’ yetiştirme hikayemiz de başlamış oldu.

Aslında bu hikaye genel olarak sağ iktidarların İmam Hatip okullarının sayısını arttırmasıyla başlayan bir hikayeydi. Ama bu hikaye AK Parti ile birlikte daha güçlü bir dindar nesil yetiştirme........

© Karar