İslam otoriterlik ve geri kalmışlık |
Başlık, Ayrıntı yayınlarından çıkan Sayın Ahmet Kuru’nun kitabının adı.
Okumayı seven ve düşünmeye başlayan her Türk gibi Sayın Kuru da kendine, kritik belirleyici temel soruyu sormuş: Niçin Avrupa başardı ve Osmanlı Devleti dahil İslam Dünyası başaramadı?
Sayın Kuru yıllarca bu kitabın üzerinde çalışmış görünüyor; 52 sayfalık kaynakça kısmında bini aşkın kitap hakkında referans var.
Orijinali ingilizce olan bu ödüllü kitap 20’den fazla dile çevrilmiş; yazar bazı ülkelere gidip kitap hakkında konferanslar da vermiş.
Kitap Türkiye’de de ses getirdi; Sayın Birol Başkan, Sayın Mehmet Akyol ve Sayın Timur Kuran da kitabı değerlendirdiler.
Sayın Ruşen Çakır Medyaskop’ta Sayın Ahmet Kuru’yla gayet kapsamlı bir röportaj yaptı.
Bu kadar ilgiye mazhar olmuş bir kitabı görmemezlikten gelmek olmazdı çünkü ben de yazarın kendisine sorduğu sorunun benzerlerini kırk yıldır kendime soruyorum.
Geçici cevaplarımı, Aralık 2025’ten itibaren yazdığım yaklaşık on köşe yazısında* kısmen de olsa vermeye çalıştım; dolayısıyla Sayın Kuru’nun kitabına bigane kalamazdım.
Kitabın eleştirisine geçmeden önce İslam Dünyasının niçin başaramadığı ve Avrupa Dünyasının niçin başardığına dair şahsi görüşümü hatırlamak isterim.
İslam dünyasının iki çözülmemiş sorunu bugün de devam ediyor: Birincisi iktidarın barışçıl bir şekilde ve mekanik olarak devredilmesinin zorlukları…fakat bu yazıda, bu olguyla ilgilenmeyeceğiz.
İkinci ve daha önemli olan sorun da “Sermaye birikimi ve mülkiyet haklarına kayıtsız şartsız hukuki güvence sağlanamaması”dır.
Öte yandan, barışçı mekanizmalarla iktidarın devrini gerçekleştirebilen ve sermaye birikimi ile özel mülkiyete hukuki güvence sağlayabilen Hristiyan Batı pek çok şey başardı ve başarmaya devam ediyor.
Peki, Sayın Kuru yukarıdaki soruya nasıl bir cevap vermiş?
Kuru’nun Görüşünün Özeti (mealen): Devlet, 12. yüzyılda, tüccar ve filozofların aleyhine ulemayla ittifak yaptığı için başta iktisadi alanlar olmak üzere ilim, fikir ve sanat alanında önce duraksama yaşanmış sonra da gerileme.
Kitabın Temel Delili (mealen): ‘Filozofları kafirlikle itham eden Gazali’nin meşhur “Tehafütü’l Felasife” kitabının yarattığı terörle, özgür düşünce buharlaştı ve dini düşünceler, hayatın her alanını istila etti.’
[İtirazdan önceki Ara Görüş: İmam Gazali’den önce İslam Alimleri (mütekaddimin) genellikle “Mutezile’yi yanlışlayan” metinler yazarlardı.
Gazali’den sonra alimlerin (müteahhirin) eleştiri okları felsefecilere yöneldi: Ya Gazali benzeri Tehafüt kitapları yazıldı veya Fahrettin Razi’nin yolundan gidilerek İbn Sina’nın “El İşarat ve’t-Tenbihat” kitabı eleştirilirdi.
İster Tehafüt yazılsın isterse de El İşarat ve’t Tenbihat eleştirisi yapılsın fark etmez; önce, felsefenin eksiksiz bir şekilde öğrenilmesi gerekiyordu.
Bu gelenek yüzyıllarca sürmüş ve kendini ispatlamak isteyen İslam Alimlerinin çoğu felsefe öğrenmek zorunda kalmışlardı.
Zaten Gazali de İslami Düşüncenin temeline “burhan” kavramını yerleştirmişti.
Burhan demek “İsaguci” demektir; İsaguci demek mantık demek ve mantık da “düşüncenin grameri” demekti.
16. Yüzyılın sonuna kadar bütün dünya felsefi düşüncede, temel yöntem olarak “tümdengelim” yöntemini kullanırdı.
Tümdengelim yöntemini kullanan skolastik düşüncenin, Sokrates’ten (M.Ö. 399) Modern Felsefenin Kurucusu sayılan Descartes’a (M.S.1650) kadar geçen sürede iktisadi, sosyal ve siyasi gelişmişliğe katkı sağladığına veya sağlayabileceğine dair kesinleşmiş hiç bir bulgu yoktur.
Ancak durağanlığa yol açtığına dair çıkarımlar muhtemelen doğrudur.
Fakat bu esas değil bir yan konu olduğu için parantezi kapatıyoruz.]
Kaldığımız yerden devam edelim.
Başarısızlıkların sebebinin “devlet-ulema ittifakına indirgenmesi” ve sempton gibi görünen bu önermenin tek bilimsel bulgu olarak savunulması gerçekten şaşırtıcı.
Şaşırtıcı çünkü bu önermenin içerdiği öz, çok eski ve çok işlenmiş bir konudur ve dünyanın her yerinde ve her döneminde benzer semptomlar gözlemlenmiştir.
Örnekler: Şef-Büyücü, Han-Şaman ve Filozof-Kral ittifakı veya ikiliği gibi.
Kitabın bu tek ve belki de en önemli önermesini, biz de hiç olmazsa bazı boyutlarıyla ve tarihi bağlamlarda değerlendirmeye çalışacağız.
Soru: Devlet-Ulema İttifakı ne zaman yapılmış ve kimler arasında yapılmış?
Cevap: 12. Yüzyılın başında, Selçuklu Sultanları ve Veziriazam Nizamülmülk’ün, Nizamiye Medreselerini kurmasıyla bir devlet-ulema ittifakı “bir daha bozulmamak üzere” kuruluyor.
Bu devlet-ulema ittifakını, iki devletin ittifakı veya taraflar arasında sözleşmeye dökülmüş maddeler olarak değil; “amaçlar ve idealler konusunda bir fikir birliği” olarak okumak isabetli olur.
Aradan geçen yüzyıllar boyunca devletler yıkılıp devletler kurulmuş, eski ulema ölmüş ve yeni ulema zümreleri ortaya çıkmış fakat kitaba göre, devlet-ulema ittifak aynen devam etmiştir.
Selçuklular, Harzemşahlar, İlhanlılar, Akkoyunlular, Safeviler, Osmanlılar ve dünyanın dört bir yanındaki irili ufaklı İslam Devletlerin tamamında devlet-ulema ittifak hep devam etmiş.
Devlet-ulema ittifakının başlangıcında Nizamiye Medreselerinde Şafii Mezhebinin öğretilerine öncelik verilmesi ve felsefe eğitiminden uzak durulması kararlaştırılmış.
Sonraki yüzyıllarda ve başka coğrafyalarda devlet-ulema ittifakı Hanefiliğe de Şiiliğe de hatta Selefiliğe de uyarlanmış.
12. YÜZYILDAN ÖNCE DEVLET VE TOPLUM İLİŞKİLERİ
Peki Yazara göre 12. Yüzyıldan önce durum nasılmış?
Cevap: Kitaba göre ve mealen, ulema, devlet başkanlarına hizmet etmektense işkence görmeyi hatta hapse girmeyi bile göze alacak kadar özgüvenli ve bağımsızmış.
İlaveten; Ticari hayata müdahale edilmediği için ve tüccarlar toplumun itibarlı bir zümresini oluşturduğu için özgür düşüncenin hüküm sürdüğü müreffeh bir toplum varmış.
Örnek: Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Malik ve İmam Hanbel devletten gelen gelen kadılık tekliflerini hep red etmişler ve devletle aralarına hep mesafe koymuşlar.
Ulema böyle bir ittifakı kabul etmeyince, dini düşüncenin yerine bilim ve felsefe gelişmeye devam etmiş; ticaret ve refah artmış.
Felsefe, bilim ve iktisadi zenginlik bu dönemde dünyanın en ileri seviyesine ulaşmış.
İbn Sina, Farabi, Biruni, Ebubekir Razi ve Mutezile alimleri hep bu dönemde yaşamışlar.
Şehirliler,........