menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Senin ahlakın sana benim ahlakım bana

37 1
31.01.2026

Bugün Türk toplumunun genelinde “çok ciddi bir ahlaki çöküş” yaşandığını söyleyenler var. Bu iddianın dayanağı olarak ileri sürülen kanıtlar artık kanıksamış olduğumuz gazete haberleri: Uyuşturucu belasının neredeyse ilkokullara kadar inmesi, sanal kumarın salgın gibi yayılması, futbol hakemlerinin bile sanal bahis oynaması, sokakların çetelerle dolması, aile yapısının sarsılması, kadın cinayetlerinin durdurulamaması, akran şiddetinin patlaması, akraba ve eş dost kayırmacılığının norm haline dönüşmesi, yolsuzlukların sıradanlaşması…

Gelgelelim, sayılan bütün bu problemlerin “ahlaki çöküş”ün sebepleri mi yoksa sonuçları mı olduğunu ciddi bir şekilde ve serin kanlılıkla değerlendirmekte fayda var.

Öncelikle göz önünde tutulması gereken husus, ahlak değerlerinin itibari oluşu. Yahut yerine göre itibari gibi görünebilmesi. Çünkü iyi ve kötü, doğru ve yanlış kavramları en azından yüzeysel anlamlarıyla itibari kalabiliyor.

“İnsanlar doğru olanı değil, işlerine geleni ahlaklı bulurlar” diyen filozofların yaklaşımını yabana atmamalı.

Mesela, günümüz Türkiye’sinde bir ahlaki çöküş yaşandığı iddiasına karşılık, “haklı”nın şimdiye kadar alamadığı hakkını almak üzere ayağa kalktığını, böylesi bir “hak mücadelesinde” kullanılan araçların ahlaki olma zorunluluğunun bulunmadığını savunanlar var.

Tabii, ayrıca “ahlakın insani bir özü yoktur, ahlak kuralları toplumsal yapının inşa ettiği normlardır” diyenleri de hesaba katmak lazım.

Oysa toplumsal anlamda ahlakın özü insandaki adalet duygusudur. Çünkü iyi ve kötü kavramlarını itibari olmaktan çıkaran bu duygudur. Dolayısıyla, söz gelimi, “Onlar” yapınca yanlış ve kötü olan bir eylem “Bizimkiler” yapınca caiz, hatta gerekli ve hatta erdem sayılıyorsa adalet duygumuzu kaybetmişiz demektir.

Adaletin tanımlanmasında çifte standartlara kapı açıldığında ahlak değerlerinin bağlayıcılığı kalmaz.
Bir toplumda adaletsizliğin yaygınlaşması insanlardaki ahlak duygusunu rafa kaldıramaz ancak adaletsizliği meşrulaştırma, gerekçelendirme ve savunma çabası ana eğilim haline gelmişse orada ahlaka yer kalmamıştır diyebiliriz.

Demek ki temel mesele “toplumsal ahlak........

© Karar