menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Duygular da sosyolojiye dahil

23 6
07.02.2026

Sosyal bilimler alanında disiplinlerarası çalışmalara daha sık rastlanıyor artık. Özellikle birey davranışlarıyla ilgili sorunlara yönelik açıklama modellerinin sosyokültürel sorunların çözümlemesinde de kullanılması giderek daha fazla karşılaşılan bir yaklaşım. Ne de olsa sosyolojinin bir sosyal psikoloji cephesi var, sosyal psikolojinin de bir psikoloji/psikiyatri cephesi.

Bu çerçevede yakın tarihli Türkçe literatürdeki -kendi ilgilerim itibarıyla- aklımda kalan çalışmalardan ikisi iki psikiyatri profesörünün kaleminden çıkma: Bunlardan biri Bilgin Saydam’ın eski Türk toplumunun ideolojik evreninden tevarüs ettiğimiz unsurlar üzerinden bugünkü dünya görüşümüzün ana özelliklerini resmettiği “Deli Dumrul'un Bilinci” başlıklı eseri. Diğeri de Erol Göka’nın, benzer bir çaba içinde, Türk kimliğini oluşturan özgün kültürel yapıların sürekliliğini günümüz toplumunun kolektif bilinçaltında arayan ve bu yolla Türk grup davranışlarının kodlarını çözmeye yönelen “Türklerin Psikolojisi” ve “Türk’ün Göçebe Ruhu” başlıklı çalışmaları.

Sosyal bilim penceresinden birey davranışlarına, ruhiyat penceresinden de toplum sorunlarına bakan eserler arasında ise siyaset bilimci Murat Önderman’ın “Türkiye’de Paranoid Ethos” ve “Utanç: Sosyo-Kültürel Bir Fenomen” çalışmaları mutlaka zikredilmeli.

Uluslararası ilişkiler profesörü ve siyaset bilimci Ayşe Zarakol’un “Yenilgiden Sonra” başlıklı eserini de ilgiyle okudum. Siyasi olayları ve olguları sosyoloji ve sosyal psikoloji araçlarıyla analiz etme çabasının ürünü olan bu kitap ne anlatıyor derseniz, şu şekilde cevap verebilirim:

İdeolojik anlamda “Sol Kemalist” çizgide yer alan siyaset bilimci Prof. Murat Sarıca 1970’lerde yayımladığı “Siyasi Düşünce Tarihi” kitabında Atatürkçülüğü “O kadar Batılılaşacaksın ki Batılı seni kendinden gibi görecek, sömürülecek bir ülke gözüyle bakmayacak sana” diye tarif etmişti.

Prof. Zarakol’un kitabı işte bu psikolojiyi çözümlemeye çalışıyor, denilebilir. Bunu yaparken de üç ülke (Türkiye, Japonya ve Rusya) arasında var olan bazı önemli benzerliklerin bir “örüntü” oluşturduğunu öne sürüyor. Bahsi geçen üç ülkenin Batı karşısında uğradıkları yenilgilerden hemen sonra Batılılaşma yolunda radikal adımlar attıkları şeklindeki tezini sosyolog Goffman’ın modelini ödünç alarak sosyal psikolojik bir tepki olarak açıklamaya çalışıyor yazar.

Goffman’a göre toplumun “normal” kabul ettiği standartlara uymadıkları için dışlayıcı bir etiketle damgalanan bireyler veya gruplar bu damgalı kimlikleriyle ilgili farklı tepkiler geliştirir. Kimileri damgayı yok sayar, kimileri gizlemeye çalışır, kimileri de bunu içselleştirip kimliğinin bir parçası olarak benimser ama çeşitli yollarla bundan kurtulmaya çalışır.

İşte bu içselleştirme tutumundan yola çıkan “Yenilgiden Sonra” yazarı, Batı dünyasının “gelişmemiş, barbar, vahşi, tembel vs.” diye kategorize ederek damgaladığı toplulukların bir kısmının bu damgaları sonunda kendilerinin de benimsediklerini dile getiriyor. Bu çerçevede “radikal” Batılaşma hareketlerinin arkasında bazı Doğu toplumlarının (seçkinlerinin) kimliklerinden duydukları utancı ve kendilerinden başkası olma arzularını görüyor........

© Karar