menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Deprem konutu yapmak kimin görevi?

49 11
30.12.2025

Gazete haberlerini okuyan, TV haberlerini seyreden insanların çok büyük bölümü doğru bilgiye ulaşmak peşinde değiller. Kendi duruşlarını teyit edecek, tasdik edecek veya haklı gösterecek şeyler görmek peşindeler çoğunlukla.

Bu ortamda gazetecilik de “nabza göre şerbet verme” işine dönüşüyor ister istemez. İşte bu yüzden, Hatay’da inşa edilen depremzede konutları hakkında yazıp yazmamayı epeyce düşündüm. Çünkü evsiz, barksız solakta kalmış, üç yıldır çadırlarda konteynerlerde yaşayan insanlarımızın başlarını sokacakları yeni evlere kavuşması sevindirici ama bunun “Hatay’ı ayağa kaldırdık, biz yapınca işte böyle yaparız” propagandası için kullanılması doğru değil. Etik açıdan da doğru değil realite açısından da…

İki ay önce Hatay’daydım, Antakya’da üç gün kaldım. Antakya benim gördüğümde maalesef hâlâ baştan başa enkaz halindeydi. Ne Habib-i Neccar Camii vardı ortada ne tarihî sinagog ve kiliseler ne Hatay Arkeoloji Müzesi ile Kent Müzesi ne Uzun Çarşı ile hanlar ne eski Antakya evleri ve konakları ne de şehrin bilinen diğer kültürel yapıları. Bunlarla ilgili başlatılan yeniden inşa, onarım ve restorasyon çalışmalarının ne zaman biteceği de belli değildi.

Oysa şehirlerin yalnızca fiziksel yapı stoklarından ibaret varlıklar olmadığı, sosyal ve kültürel dokularının kazandırdığı birer kimlik taşıdığı göz ardı edilmemeli. Bu konular “lüks” gibi de görülmemeli. Şehir kültürünü yaşatarak da bu iş yapılabilir, ruhsuz beton yığınlarından oluşan bir bina kitlesine “yeni şehir” gibi bir ad da verilebilir. Bu bir tercih meselesidir.

Demek ki bir şehri “ayağa kaldırmak” için dışarıda bir yerde TOKİ konutları yapmak yetmez. Öncelikle sosyal ve........

© Karar