Avrupa’yı şekillendiren Türkiye

Resmi olarak “AB üyeliğine aday ülke” pozisyonunda olan Türkiye hakkında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in sarf ettiği sözler her şeyden önce diplomatik skandal anlamı taşıyor. Von der Leyen demiş ki: Avrupa’nın bütünleşmesini gerçekleştirelim ki kıtamız Rus, Türk veya Çin etkisinde şekillenmesin.

Bu sözler Türkiye’de doğal olarak büyük kızgınlık doğurdu. “İşte Avrupa’nın çirkin yüzü… Türkiye’yi aralarına istemediklerini daha nasıl söylesinler… Bu kadın Türk düşmanı, İsrail kuklası… İçindeki nefreti kustu…” benzeri yorumlar yapıldı.

Peki, Türkiye’den “Avrupa kıtasındaki siyasi mimariyi şekillendirebilecek güçte bir ülke” olarak söz edilmesi aslında gururumuzu okşaması gereken bir jest değil mi?

İnandırıcı mı bulmadık bu iltifatı acaba? Yoksa ne olursa olsun “dışlanma”ya mı tepki gösteriyoruz?

Herhalde ikincisi. Ama en şiddetli tepkiyi gösteren kesim zaten Türkiye’nin Batı ittifak sistemi içinde yer almasına karşı değil mi? Hatta bunların bir bölümü de Rusya ve Çin ile işbirliğini savunan Avrasyacı retoriğe sempati duymuyorlar mı? Onlar neden kızıyorlar von der Leyen’in sözlerine?

Bu soru ve cevabı biri yana, en başından beri AB’nin Türkiye’ye yönelik sürdürdüğü “dışlayıcı” tutumun temel gerekçesi “Ankara’nın stratejik konularda Washington’dan bağımsız hareket edemeyeceği” şeklindeki kabul oldu. Ancak bu yaklaşım AK Parti iktidarlarının başlangıcında yaşanan “1 Mart tezkeresi olayı” ve ardından AB entegrasyonu yolunda atılan adımlar sayesinde bir hayli yumuşadı. Nitekim kısa süre içinde katılım müzakereleri başlatıldı.

Ne var ki Türkiye’nin AB üyeliğine........

© Karar