Talisca mı, Kerem mi?

​Maç yazısına geçmeden kısa bir özet geçmek gerekirse; futbol ülkesi gibi görünsek de gerçekte bir "elemeler ülkesi" olduğumuz gerçeği değişmiyor.

Süper Lig ikincisinin Şampiyonlar Ligi’ne kalabilmek için üç ön eleme turunu geçmesi gerekiyor. UEFA Avrupa Ligi’ne gidecek temsilcimiz için de durum aynı; Konferans Ligi, Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonaları için de...

​Peki, takımların hedefi ne? Şampiyonlar Ligi’ne kalıp devasa gelir elde etmek ya da UEFA Avrupa Ligi gruplarına kalıp prestij sağlamak.

​Peki, harcanan paranın karşılığı gerçekten alınıyor mu? İşte burası tam bir muamma.

​Sarı-lacivertliler, sadece tek bir oyuncunun bonservisi için 40 milyon euro harcadı. Şampiyonlar Ligi’nden bu kadar kazanç elde edebilecek mi? Ya da Beşiktaş; 20 milyon euroya yakın bir bonservisle Trossard’ı kadrosuna kattı, Salah’ı almak istiyor, Vlahović ise çift haneli maaşa dünden razı… Geçen yıl, Galatasaray, Osimhen için 80 milyon euro bonservis ödedi; buna karşın UEFA’dan elde edilen gelir 52.5 milyon euro da kaldı.

​"Turnuvalara gitmeyelim" demiyorum, elbette gidelim. Ancak altyapıdan oyuncu yetiştirmek kimsenin aklına geliyor mu?

Ülkenin büyük bir bölümü pazartesi günü İspanya’nın şampiyonluğuna sevindi, kutlamalar yaptı, her bir İspanyol oyuncuyu elçi ilan etti. Peki, futbol adına ne öğrendik diye bakarsak? Yine koca bir hiç.

Alt yapısı ile güçlü olan........

© Karar