Silivri’de duruşmada…
İBB duruşmaları ve birbirini takip eden olayları izlerken anılar beni yakalayıverdi.
Silivri’deki o duruşma salonunu iyi bilen avukatlardan biriyim ben de.
Acaba şimdiye kadar o salonda sakinlikle, tarafsızlıkla ve adil yargılama ilkesine uygun bir yargılama başlamış mıdır?
Neden, çünkü bu “siyasi” denen davaların duruşmaları sükûnetle geçmez, geçemez.
En azılı adi suç örgütü davası, çete davası, seri cinayetler işleyen katilin davası olsun mesela, bu davaların duruşmalarında “siyasi” davaların gerginliği yaşanmaz.
Oysa “siyasi” davalarda çoğunlukla mahkeme heyeti ile sanıklar ve avukatları arasında inceden hasımlık havası salonunun her yerine yavaş yavaş yayılır.
O hava bazen dağılmış gibi görünse de dağılmaz, çünkü dava “siyasi”, hasımlık var bir kere serde…
Şüphesiz yasanın amir hükmü gereği mahkemeyi yönetme, duruşma düzenini sağlama yetkisi mahkeme başkanına verilmiştir.
Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin ya da sanığın “savunma hakkının kullanılmasını engellememek” koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder, hatta dosyanın durumuna göre duruşmayı yokluğunda da sürdürebilir.
Hatta daha ötesinde, mahkeme başkanı duruşmada herhangi bir kişinin suç işlediğini kabul ederse suç işleyen kişinin o anda yani duruşmada tutuklanmasına da karar verebilir.
Tüm bu düzenlemelerin amacı yargılamanın yasalara uygun olarak sağlıklı ve süratli bir şekilde yapılmasıdır.
Peki güzel ama eğer mahkeme yargılamayı tarafsız ve adil yargılama ilkesine uygun yönetmez ise yargılananlar ne yapacak değil mi?
İşte tam burada beni yakalayıveren anılarımın birinden size söz edeyim; benim de otuz........
