Mahremiyetin Yargısız İnfazı

Her fırsatta ülkemizin bir hukuk devleti olduğunu vurgulayan Adalet Bakanı ve HSK Başkanı Yılmaz Tunç’la, şu sözlerinde aynı zeminde durduğuma inanıyorum:

“Devletin meşruiyetinin, gücünü yurttaşını koruma ödevine bağladığı ölçüde anlam taşıdığı... Soruşturma aşamasında utandırmanın, özel hayatı teşhir etmenin, kişinin mahremiyetini kamuoyuna ‘delil’ diye sürmenin ise adaletin dili olmadığı; yargısız bir infazın, ilkel bir teşhir mantığının modern kılığa sokulmuş hali…”

Buna inanıyorum; çünkü Bakan Tunç bir hukukçu. Dolayısıyla “masumiyet karinesi”nin yalnızca mahkeme hükmüne indirgenemeyeceğini; soruşturma ve kovuşturma makamları dâhil kamu gücünü kullanan tüm organların dilini ve uygulamasını bağlayan temel bir ilke olduğunu biliyor. Hakeza “lekelenmeme hakkı”nın da bu ilkenin ve insan onurunun korunmasının tabiî sonucu olduğunu da…

***

Nedir masumiyet karinesi? Suçluluğu mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılmamasını ifade eden, soruşturmanın ve kovuşturmanın her aşamasında dikkat edilmesi gereken hayati öneme sahip bir evrensel hukuk ilkesi. Dahası ‘Masumiyet karinesi’ hukuk literatürüne daha dün girmiş bir kavram değil, tarihi epeyce eskiye dayanan kadim bir hukuk ilkesidir. Masumiyet karinesinin önemine dair Bizans tarihçilerinden Ammianus Marcellinus Res Gestal’de aktardığı şu hadise kaç yüz yıl önce bile kanıt ihtiyacına olan tutumun ve kanıta verilen önemi gözler önüne serer: “İmparator Justinianus’un huzurunda görülen davada sanık suçlamaları reddeder; delil üretemeyen savcı hiddetle ‘Sırf inkâr etmek yetiyorsa, Sezar nasıl kimseyi suçlu bulacak?’ diye çıkışır. Justinianus’un cevabı ise hukuk devletinin özeti gibidir: ‘Suçlamak yetiyorsa, masumu kim kanıtlayacak?’ diyerek sanığın serbest bırakılmasına karar verir.”

Mecelle’deki “beraat-i zimmet asıldır” hükmü de masumiyet karinesinin veciz bir beyanıdır. Kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir.

İslam hukukunun temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkıyla örtüşen birçok ayet-i kerime bulunmaktadır. Masumiyet karinesinin dayandığı düşünsel zeminde ise: “Allah bilir ve o, kesin bir delil veya yemin yoluyla ispat edilmedikçe kulların işledikleri suçların örtülmesini istemiştir” ilkesi yer alır. (Gökhan Çayan, Hâkim, Ankara İdare Mahkemesi, Masumiyet Karinesi Doktrini, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1500891 ) ***Eminim Bakan Tunç ve AK Parti iktidarının hukukçu siyasetçileri bunlardan daha fazlasını biliyorlar, bilmeme şansları yok.

Diyeceksiniz ki sorun “bilip bilmeme” hadisesi mi?

Değil elbette, sorunun bu olmadığının........

© Karar