Ülkücü Hareket’in entelektüel imtihanı

İki haftadır bu köşede Ülkücü Hareket’in yaşadığı “entelektüel irtifa kaybı”na işaret ediyorum.

Bu kaybın bir isimler meselesi olmadığını, daha derin bir “zihnî kopuş”a dayandığını vurguladım. Dündar Taşer’i, Galip Erdem’i, Erol Güngör’ü andım. O isimleri zikretmek, düşünceyle kurulan bağın mahiyetini hatırlatma çabasıydı.

Şimdi meselenin başka bir eşiğindeyiz. Bugün karşı karşıya olunan sorun, “entelektüelin eksilmesi” değil, “düşünceye duyulan ihtiyacın azalması”dır. Bu, çok daha ağır ve derin bir kopuştur.

Bir hareket düşünce insanlarını kaybedebilir; bu telafi edilebilir. Ancak düşünceye olan ihtiyaç ortadan kalkarsa, yalnızca irtifa değil, “istikamet” de kaybolur.

Ülkücü Hareket’in erken döneminde düşünce, aidiyetin önündeydi. Ülkücülük bir rozet değil, bir zihnî........

© Karar