Kimliğimiz ve hakikat arayışı
Kimlik meselesi ve ona bağlı sorunlar, Müslümanların yaşadığı bütün coğrafyalarda dikkat çekici bir benzerlik gösterir. Cezayir’de olan Suriye’de, Suriye’de olan diğer İslam coğrafyalarında ve Türkiye’de de benzer biçimlerde görülmektedir.
Müslümanlar, maruz kaldıkları hayat tarzı karşısında çoğu zaman savunmasız, yılgın ve içten içe büyüyen bir öfkeyle yaşamaktadır.
Bu hayat tarzı, hakikatin üzerini örtmektedir.
“Kimlik meselesi” dediğimiz, aslında hakikatin örtülmüş hâlidir.
Neden kimlik, Müslümanların yaşadığı her yerde bir mesele hâline geliyor? Neden Müslümanlar kuşkulu, endişeli ve zihinsel bir karmaşa içindedirler?
Bu hâl, kendimizi kavrayış biçimimizle ve geçmişi yanlış okuyuşumuzla doğrudan ilişkilidir. Kendimizi nasıl tanımladığımız, Müslümanlık tasavvurumuzu belirler. Geçmişi yanlış okumak ise geleceği kuracak hafızayı zedeler.
Kimlik meselesi, bugünü aşan ve tarih şuuruna uzanan bir varlık meselesidir.
Türkiye’deki kimlik meselesi, diğer Müslüman coğrafyalardan ayrışan ve onları aşan bir derinliğe sahiptir. Türkiye, modernlikle doğrudan karşılaşmış, buna rağmen kendi varoluşunu sürdürebilmiş ve dikkat çekici bir tarihî devamlılık çizgisi koruyabilmiştir.
Bu tecrübe, asırlar boyunca biriken tarihî hafızanın neticesidir. Bu toprakların insanı, uzun tarihî yürüyüşünde başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamamıştır. Selçuklu’dan Beyliklere, Osmanlı’dan Türkiye........
