Yolda, çile ve kavuşmak...
Bir Yusuf Masalı’nda arayan Şivekâr’dır, bizden biri, modern insan!..
Yola düşmek, aramanın eylem aşaması ve çileye muhatap olmak demek.
Şivekâr’ın yolu da zor:
Artık narin ayakları çiziklerle dolu
Dirseklerinde yara kabukları” (s. 83)
Önce şuradan başlayalım: İnsan, -şiirde de tasvir edildiği üzere- kendini bilmeden önce, içi su dolu, dışı kösele bir ‘kırba’ya benzer. Kendini bilmez, kendindekini de… Çünkü ‘içilecek şey’, yani su, aslında onun içindedir. Tıpkı Hayali Bey’in “Cihân-ârâ cihan içindedir ârâyı bilmezler/ O mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler” beytinde bahsettiği denizdeki balıklar gibi…
Ama yola çıkmak/ aramak, her bakımdan, ruhen ve bedenen sadece ‘diri’lerin işidir ve insanı diri kılar, kibrini kırar.
Yolda/ hayatta önce ekmek peşinde koşar insan, çünkü ekmek de bir vesile olur arayışa/ bulmaya gerektiğinde. Şivekâr da yolda bir ‘kuru ekmek görür’ ve peşine düşer herkes gibi. Akan su, hayattır, ekmek derede… “Koştu o kuru ekmeğin/ Peşi sıra Şivekâr” (s. 85). Hepimiz, akan suda/ hayatta, ekmeğin, rızkın peşinde koşan bir Şivekâr değil miyiz?.. Ve ekmeği ararken kimimiz -tıpkı Şivekâr........
