Yanılgıların ortasında doğan ve büyüyen Ayşe Şasa

İçine doğduğu çevre; aile, okul, iş arkadaşları, eş vs. insanı şekillendiren bir yazgıdır. Ve bu yazgı, insanı bir çembere dahil eder; ya yanar insan ya pişer.

Ayşe Şasa da her insan gibi, kader defterine yazılan bir ailede dünyaya gelmiş. Anne ve baba, insanda derin izler bırakan iki ‘ilk öğretmen’… Şasa’nın “Bir Ruh Macerası” (Ketebe Yay., 4. bs. 2026) adıyla yayımlanan anılarından açıkça anlaşılacağı üzere, ilerideki hayatında olumsuz etkileri görülen asıl yaralar, aile çevresinden; anne ve babadan kaynaklanıyor. Ebeveynin en önemli sorunu, kültürel aidiyet ve kimlik krizi: Şasa’nın da “Annem ve babam geçmişe, geleneğe ait; yerli olan pek çok şeyi hafife alan bir zümreye mensuplar; geçmişlerini hor gören bir anlayışa sahipler.” (s. 25) dediği üzere, ailesi inanç ve geleneklerinden kopuk. Kızlarını küçük yaşta yabancı mürebbiyelerin eline teslim ediyorlar. Mürebbiyeler, çocuk için önemli bir sorun. Anılarında, kendisinde daha sonra oluşan kültürel boşluğun, aidiyet sorununun; hatta psikolojik bunalımların kaynağındaki nedenlerden biri olarak, yabancı mürebbiyelerin altını ısrarla çizmiş. Ama bana kalırsa mürebbiyelerden de önce, özellikle annenin ilgisizliği, küçük kızını daha baştan itibaren görmezden gelmesi, ona değer vermemesi büyük sorun!.. Annenin vurdumduymazlığı, ‘asri yaşam’ özentisi, değerlerden bihaberliği, kızlarının içinde bulunduğu nevrozdan “tamamen habersiz” (s. 41) oluşu belli ki Şasa’da onulmaz yaralar açmış. Üç yabancı mürebbiye elinde büyüyen çocuk, “Nereye ait olduğuna bir türlü karar veremiyor…” (s. 44), bir tür ‘terk edilmişlik’ duygusu içinde, kendine güveni yok, ilk okulda başarısız; çünkü aileden bu anlamda bir ilgi göremiyor. Bu duygular içinde anne ve babasına karşı kırgın olduğu o kadar........

© Karar