Türkiye nerede duruyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan Numan Kurtulmuş’un TBMM’de verdiği iftardaki konuşmasında öncelikle “Tarafsız değiliz” vurgusu yaptı. Şöyle dedi: “Biz bölgemiz ve insanlığı ilgilendiren meselelerde asla tarafsız değiliz. Biz kardeşlerimiz ve komşularımızın huzurunu bozan hadiselerde tarafsız değiliz. Tüm dünyanın geleceğini tehdit eden konularda tarafsız değiliz. Türkiye olarak sulhü sükûnun tarafındayız.”
Neden böyle bir vurguya ihtiyaç duyulmuş olabilir? Muhtemelen İran’a yönelik saldırılara yeterince karşı çıkılmadığı algısı oluştuğu için. Gazze’deki duyarlılık, mesela 169 kız çocuğunun ve öğretmenlerin öldürüldüğü saldırı, o çocukların yan yana dizilmiş mezar görüntüleri Gazze’de olduğu gibi “devlet dili”ne yansımadı.
Bir de kamuoyunda, İran’a yönelik saldırılarda Amerika’nın, daha özelde de Trump’ın başrol niteliğinin altının çizilmemesi… Ankara, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan diliyle hem Dışişleri Bakanı Fidan diliyle ısrarla “İsrail tahriki”nin altını çiziyor.
Mesela Erdoğan ilk açıklamasında “Siyonist lobinin tahrikleriyle İran’a karşı düzenlenen hava harekâtı” ifadesini kullandı. Amerika yok, Trump yok. Hakan Fidan da TRT Haber’e verdiği mülakatta “İsrail’in muazzam baskısı”na işaret etti ve “Ben şuna inanıyorum; İranlılar aslında Başkan Trump’ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail’in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi” dedi. “Trump’ı tatmin edecek bir şeyler vermek…” Ne olabilir ki o?
Bu yaklaşım, kamuoyunda “Trump’ın kollandığı - sakınıldığı” gibi bir izlenim bırakıyor. Hani “Adamın damarına basmayalım” gibi bir yaklaşımın yansıması.
Bunun bir mantığı olmalı kuşkusuz. “İran’ın yanında görünmeme”, “İran’ın yanlışlarına ortak olmama”, “İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarına mesafe koyma” gibi gerekçeler olabilir elbette, ama gene de diyelim hukuksuzluğa, vandallığa, dozajı gittikçe daha çok artan süper güç haydutluğuna, sivil........
