Hrant Dink’in katili Ogün Samast 16 yıl yattı ve çıktı. Evet, iyi halden tahliye edildi. Nasıl, Yargımız adil işliyor mu?

AİHM’in “Derhal tahliye edilmeli” kararını verdiği Osman Kavala 2 bin 206 gündür içerdeymiş. Orda da soralım: Nasıl yargımız adil işliyor mu?

Biri iç yargımız, diğeri kararlarını üstün norm olarak kabul ettiğimiz dış yargı.

Anayasa Mahkemesi’nin önünde 130 bin bireysel başvuru varmış.

AİHM’in önünde ise 15 bin 250 başvuru. Dünyada en çok hak ihlali suçlamasına maruz kalan ülkelerin ikinci sırasında bulunuyormuşuz.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurular ve AİHM’e giden dosyalar “Türkiye’de yargı süreci tamamlandığı” gerekçesiyle oluşuyor. Yani sistem, prensipte iç yargıda “Yargı süreci tamamlandığı halde kişilerin yargıdan tatmin olmayabileceğini ve bunda haklı da olabileceğini” dikkate almış ve “Adalete olan saygı” sebebiyle insanlara bir imkân daha sunmuş.

Türkiye Avrupa Konseyi’ne üyelik çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)’ni 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış, 3 Eylül 1950 tarihinde yürürlüğe girmiş, AİHM’in yargılama yetkisi sözleşmesini ise 18 Mayıs 1954’te onaylamış, 28 Ocak 1987’de de bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Mahkemenin zorunlu – bağlayıcı yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir.

Yani demek ki AİHS ile 73, AİHM ile 33 yıllık bir geçmişimiz, irtibatımız var.

Yüzbinlerce sayfalık Avrupa Birliği müktesebatını kabul etmişiz.

Bunların hepsi, “İçeri”yi düzeltmek için.

Biliyoruz ki “İçeri”de sıkıntı var. Bu sıkıntı yeni de değil, nerede ise 18’inci yüzyıldan beri “Islahat Fermanları” ile “İcerioeki sıkıntı”yı gidermeye çalışıyoruz.

Sıkıntı daha belirgin tarzda “Ekonomi”de görülüyor ama, biz “Ekonomi”nin de “Hukuk”la, “Devlet yönetme anlayışı”yla birebir bağlantılı olduğunu biliyoruz.

Düzeltmek için kimi kararlar salmışız ama uygulamaya gelince, duygusal dünyamızda, siyasi hesaplarımızda, kimi zaman devlet hassasiyetinde bir yerlere çarpıyor ve bir adım ileri gidiyorsak, iki adım da geri gidiyoruz.

Ogün Samast tahliye edildi. Ermeni gazeteci Hrant Dink’i öldürmüştü. Gazetesinin önünde… Devletin bir Emniyet biriminde bayraklı fotoğraflar çektirmişti. Dava sürdü, sürdü, sürdüüüü, sonunda bir mahkumiyet geldi ve işte “İyi Hal”den dışarı çıktı…

Şimdi ne yapsın Hrant Dink’in ailesi?

“Bu ülkede bizim payımıza düşen adalet bu” diyerek bağrına taş mı bassın? “Bu ülke” diye sözler sonunda gelip “Ülkenin faturası”na ekleniyor, oysa bunları insanlar yapıyor. Adına Yargıç diyoruz, Güvenlik görevlisi diyoruz ya da siyasetçi, şu bu…

130 bin Anayasa Mahkemesi’ne, 15 bin 250 AİHM’e bireysel başvuru demek “Ben benimle ilgili verilen yargı kararlarını adil bulmuyorum, benim dosyama yeniden bakılsın” demektir.

15 Temmuz’dan sonra bir de “Yargısız” KHK ihraçlarından doğan mağduriyetleri görüşmek ve karkara bağlamak için OHAL Komisyonu oluşturulmuştu. 12 Ocak 2023 tarihi itibariyle bu Komisyona yapılan başvuru sayısı da 127.292 imiş.

İlk derece adli – idari mahkemelerde ihtilaflı milyonlarca dosya var.

Biz ülke olarak “Yargı”da çok ciddi sıkıntılar olduğunu zaten kabul etmiş bir ülkeyiz. Bu “Bireysel başvuru” sistemi de onun somut göstergesi.

Yargı üzerine kafa yoranlar, “Yargıdaki sorun”un Hukuk eğitiminden başlayıp, “Yargıçların kişilik kapasitesi”ne kadar uzandığını, işin içine “Siyasallaşma”nın, “Araçsallaştırma”nın da girdiğini ifade ederler. Evet “Dev bir sorun” vardır. Sorun, gelinen noktada çok bariz hale gelmiştir.

Ergenekon davaları, FETÖ davaları, FETÖ borsaları, Emniyet – Yargı dünyalarındaki çarklar, Cüzdan – Vicdan ikilemleri, bizzat yargıçların “Bizi temizleyin” feryatları…Siyaset kürsülerinden yansıyan ve insanların hayatını zehirleyen Yargı’ya müdahaleler, siyasetçilere, gazetecilere gözdağı veren mafya fotoğrafları…

Siyasi iktidar, Cumhur İttifakı ortaklarıyla birlikte “Bireysel başvuru” meselesine, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’ne bir “çare” düşünüyor. Gerilimde kimi zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi “Hakem” rolünde, kimi zaman ise Bahçeli öfkesine yansıyan boyutlarda taraf haline gelmiş ve Yargıtay’ın yanında hizalanmış durumda.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı Ak Parti iktidarları döneminde tayin edilmiş, 10 tanesini de bizzat Erdoğan tayin etmiş. Ama onların verdiği kararlar iktidar cenahında kimseyi memnun etmiyor. Onlar orada, önleri düğmesiz Yargıç cübbesini giydiklerinde “Hak, hukuk, adalet”i önceleyeceklerini düşünseler de, siyasetin hal ve gidişi “Biz sizi bunun için mi oraya getirdik?” modunda ilerliyor.

Ogün Samast tahliye edildi.

Sinan Ateş’in katillerinin akıbeti şimdi daha çok merak konusu…

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın çete ve mafyaya karşı yürüttüğü operasyonların Yargı’ya uzanıp uzanmayacağı merak konusu…

Başsavcı İsmail Uçar’ın HSK’ya gönderdiği dosyanın akıbeti merak konusu…

Alaattin Çakıcı Devlet Bahçeli’yi savunma sadedinde bir milletvekiline yönelik “Haddini bil” mesajı yayınlamış… Yakında Ogün Samast tarafından da böyle bir mesaj yayınlanırsa şaşırmamak gerekiyor demek ki...

QOSHE - 130 bin artı 15 bin - Ahmet Taşgetiren
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

130 bin artı 15 bin

123 20
17.11.2023

Hrant Dink’in katili Ogün Samast 16 yıl yattı ve çıktı. Evet, iyi halden tahliye edildi. Nasıl, Yargımız adil işliyor mu?

AİHM’in “Derhal tahliye edilmeli” kararını verdiği Osman Kavala 2 bin 206 gündür içerdeymiş. Orda da soralım: Nasıl yargımız adil işliyor mu?

Biri iç yargımız, diğeri kararlarını üstün norm olarak kabul ettiğimiz dış yargı.

Anayasa Mahkemesi’nin önünde 130 bin bireysel başvuru varmış.

AİHM’in önünde ise 15 bin 250 başvuru. Dünyada en çok hak ihlali suçlamasına maruz kalan ülkelerin ikinci sırasında bulunuyormuşuz.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurular ve AİHM’e giden dosyalar “Türkiye’de yargı süreci tamamlandığı” gerekçesiyle oluşuyor. Yani sistem, prensipte iç yargıda “Yargı süreci tamamlandığı halde kişilerin yargıdan tatmin olmayabileceğini ve bunda haklı da olabileceğini” dikkate almış ve “Adalete olan saygı” sebebiyle insanlara bir imkân daha sunmuş.

Türkiye Avrupa Konseyi’ne üyelik çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)’ni 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış, 3 Eylül 1950 tarihinde yürürlüğe girmiş, AİHM’in yargılama yetkisi sözleşmesini ise 18 Mayıs 1954’te onaylamış, 28 Ocak 1987’de de bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Mahkemenin zorunlu – bağlayıcı yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir.

Yani demek ki AİHS ile 73, AİHM ile 33 yıllık bir geçmişimiz, irtibatımız var.

Yüzbinlerce sayfalık Avrupa Birliği müktesebatını kabul etmişiz.

Bunların hepsi, “İçeri”yi düzeltmek için.

Biliyoruz ki “İçeri”de sıkıntı var. Bu sıkıntı yeni de değil, nerede ise 18’inci yüzyıldan beri “Islahat Fermanları” ile “İcerioeki sıkıntı”yı gidermeye çalışıyoruz.

Sıkıntı daha belirgin tarzda........

© Karar


Get it on Google Play