“Ne olursan ol gel, ister kafir ister Mecusi…” |
Mevlânâ’ya izafe edilen şu meşhur söz:
“Gel, ne olursan ol yine gel, İster kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel, Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”
İki türlü anlaşılmıştır:
Bir anlayış, mezhebi geniş bir anlayış, Mevlânâ hoşgörüsünün dini herhangi bir kısıtlama olmaksızın dergâh çatısı altında buluşabileceği, dolayısıyla inananç farklılaşmasına bakılmaksızın evrensel bir kardeşliğin oluşabileceği yönündedir.
Diğer anlayış, biraz daha inanç kurallarını dikkate alan anlayış ise, Mevlânâ’nın çağrısının Kur’an’daki “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” ilkesiyle bağlantılı olduğunu, dolayısıyla bin kere tevbesini bozsa bile kimseye kapıyı kapatmamayı öngördüğünü düşünür. Yani “Gelecek olan kafirliği, mecusiliği, puta tapıcılığı ile gelmez, tevbeyi, yüz birinci kere yapar yine gelir” şeklinde bir anlayış.
Bu anlayış, “ölçü”yü ortadan kaldırmaz, insana her zaman “ölçü”ye dönebilmesi için değişim kapısı açık tutar.
Ne dersiniz, Mevlânâ’nın bu sözünün ülke olarak içinde yaşadığımız siyasi hayattaki parti değişiklikleri açısından da bir anlamı var mı?
Transferler genelde muhalefetten iktidar partisine doğru gelişiyor.
İktidarın büyük ortağı olan Ak Parti, 31 Mart 2024’te yaşadığı büyük “yerel yönetimleri kaybetme” krizini, her partiden, ama özellikle de, bu krizi yaşatan CHP’den transferlerle aşmaya çalışıyor.
Şu ana kadar 16 CHP’li Belediye başkanı Ak Parrti’ye geçmiş, rozetleri Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı olan Tayyip Erdoğan tarafından takılmış.
Şöyle bir soru aklınıza gelir mi bilmem: Ekrem İmamoğlu, İstanbul’u ikinci (bir hesaba göre üçüncü) defa kazandıktan sonra, anlı şanlı bir törenle Ak Parti’ye katılmak istediğini açıklasa, CHP’ye........