YAYLAM BENİM GÜZEL YAYLAM |
Taş duvarlı, hardama çatılı evleri arasından esen rüzgârıyla zamanı geriye saran Yapraklı Yaylası, çocukluğumuzun duru dünyasını her daim canlı tutar. Şafakla birlikte gökyüzünde süzülen atmaca ve kartalların gölgesinde hayat başlar; **At Yurdu**’nun düzlüğündeki at kişnemeleri **Koçkaya**’daki koçların sesine karışır. Günün en canlı anı **Bekirtaş**’ın kayalıklarında yaşanır; kuzuların analarından ayrıldığı meleşmeler yaylayı sarar. Keçi çobanı Şakir ağabeyin ve koyun çobanı Şaban dayının adımlarıyla şenlenen gün; öğle sıcağında sürülerin **Koyun Peri**’de sağılması ve **Duzhane**’de kaya tuzu verilmesiyle bereketlenir.
Biz çocuklar için koca bir oyun alanı olan yurt yerlerinde çelik çomak oynanır, hettalar taşınır, masmavi göğe telli ve kuyruklu uçurtmalar salınırdı. Uçurtma ipini tutarken **Deli Demirci’nin Düzü**’ne uzanıp göğü seyretmek, gün batımına doğru ise ocaklar tütsün diye tezek toplamak yayla çocukluğunun en tatlı sorumluluğuydu. Doğanın ve coğrafyanın dili her köşede kendini hissettirirdi: Tepesi sisli **Guguvak (Mantar) Dağı** mantarlarıyla, bir piramidi andıran **Kumbul Sırt** masalsı duruşuyla yükselirdi. Balahor yaylası ile sınırı çizen **Eğrek Dere**’nin serinliği ve........