UYUŞTURUCU BATAKLIĞI

Uyuşturucu bataklığı, bir toplumun sadece "suç" sorunu değil, aynı zamanda ruhsal, sosyal ve ekonomik bağışıklık sisteminin çöktüğünün en acı göstergesidir. 2026 yılına dair hayallerimizi kurarken, bu karanlık tabloyu dürüstçe analiz etmek ve çözüm yollarını somutlaştırmak zorundayız.

Neden saplandığımızı iyi tesbit edebilirsek, nasıl çıkacağımızı da daha iyi analiz edebiliriz.

Bugün toplumumuzun damarlarına sızan bu zehir, birdenbire ortaya çıkmadı. Bu noktaya gelmemiz, yıllar boyu biriken ihmallerin ve yanlış toplumsal kabullerin bir sonucudur.

Aile, bireyin ilk sığınağıdır. Ebeveyn-çocuk ilişkisinin yerini "evin otelleşmesi" aldığında; sevgi ve ilgi açlığı çeken gençler, bu boşluğu sahte aidiyet hissi veren sokak gruplarında doldurmaya başladı.

Gençlerin "ne kadar çalışırsam çalışayım hak ettiğim yere gelemem" düşüncesi, büyük bir boşluk ve umutsuzluk yarattı. Umutsuzluk, her türlü bağımlılığın en sadık dostudur.

Uyuşturucuyla mücadeleyi sadece "torbacı yakalamak" olarak gördük. Oysa arzı engellemek kadar, talebi yaratan psikososyal çöküşü onarmayı ihmal ettik.

Baksanıza Trump bile, bağımsız........

© Karadeniz'de sonnokta