menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NEDEN; BİZ BİZE YABANCIYIZ?

6 1
19.01.2026

Türk sosyolojisinin en karmaşık ve üzerinde en çok düşünülmesi gereken meselelerinden biri, kendi öz değerlerine karşı takındığı mesafeli tutum ve dışarıdan gelen akımlara duyduğu "yüksek geçirgenliktir."
Tarih sahnesinde imparatorluklar kurmuş, kıtaları birbirine bağlamış bir milletin, başka fikirlerin rüzgarıyla bu kadar kolay savrulması; aslında derin bir kimlik arayışının ve sosyolojik bir boşluğun hikayesidir.
Türk toplumu, tarihsel olarak geçişken bir coğrafyada yaşamanın getirdiği bir refleksle, dışarıdan gelene karşı her zaman meraklı olmuştur. Ancak bu merak, zamanla bir "kendinden kaçış" sendromuna dönüşmüştür.
1789 Fransız İhtilali’nin rüzgarları estiğinde, aydınlarımız Paris'i sadece bir fikir merkezi değil, bir kurtuluş reçetesi olarak gördü. Kendi geleneksel yapısını "eskimiş" addedip, dışarıdan gelen "hazır paket" modernleşmeyi sorgusuz kabul etmek, bizdeki ithal fikir hayranlığının ilk büyük tohumuydu. Kendi yerli düşünce sistemini inşa etmekte geciken bir toplum, ikame fikirlerin esiri olmaya mahkumdur.
Bu savrulma sadece Batı'ya doğru da olmamıştır.
1979 İran Devrimi yaşandığında, bazı muhafazakar çevreler kendi kültürel havzasını bir kenara bırakıp İran tipi bir dönüşüme meyletti. Öyle ki, yüzyıllardır süregelen Cuma namazı geleneği, "Burası Dar'ül Harp" denilerek terk edildi. Benzer şekilde, Kaddafi'nin "Yeşil Kitap"ı, yerli bir model arayan binlerce gencimizi peşinden sürükledi.
Daha da ilginci; bu devletlerden Libya bütün dünyanın gözleri önünde........

© Karadeniz'de sonnokta