*OYUN AYNI OYUN*

Gelin, hep birlikte zamanın tozlu sayfalarını geriye doğru çevirelim ve çocukluğumuzun o duru, o tertemiz günlerine doğru bir yolculuğa çıkalım. Annesinin elinden kaptığı o sıcacık, dumanı tüten ekmek parçasını hiç düşünmeden arkadaşıyla bölüşen, o bir lokma katığı büyük bir neşeyle bir hamlede midesine indiren çocuklardık her birimiz.

Sonra gençlik geldi; hırçın, kabına sığmayan, yüreği memleket sevdasıyla kavrulan o deli çağlarımız... Güya vatanı ve milleti sadece kendisinin kurtarabileceğine inanan, bu samimi inançla sabahlara kadar fikri münazaralar yapan o güzel çocuklardık. Aynı odada, farkına varmadan yorulup aynı yorganın altına sığınan, ertesi sabah ise kaldığı yerden aynı heyecanla sohbete devam eden bir nesildik. Birbirimizle amansızca atışıyorduk belki ama masadaki ekmeği de bölüşmeyi biliyorduk. Birbirimize sesimizi yükseltiyorduk ama ayrılırken sanki hiç tartışmamış gibi kucaklaşıyorduk. Garip bir tecellidir ki, en çok güvendiklerimiz, bazen en sert tartıştıklarımız oluyordu. Çünkü bilir ederdik ki, o sineler temizdi, o niyetler bu topraklar içindi.

12 Eylül öncesi sonra, ne olduğunu anlayamadan, o görünmez kirli eller uzandı aramıza. Küresel emperyalizmin o usta senaristleri, bu toprakların has çocuklarının arasına nifak tohumları ekti; kardeşliğimizi ta kökünden zedeledi. Hepimizi kendi penceremizden "mutlak haklı" kıldı. Toplum, önceden belirlenmiş karanlık adreslerce, planlı ve sistematik bir şekilde kışkırtıldı. Oyun o kadar profesyonelce kurgulanmıştı ki; her grubun içine sızdırılan o kiralık ve profesyonel katiller, namlularını bu milletin evlatlarına doğrulttular. Ölümler canımızı yaktıkça kinimiz büyüdü, kinimiz........

© Karadeniz'de sonnokta