Trump, faşizm ve işçi sınıfı I Steve Zeltzer* |
Trump rejiminin geri dönüşü, ABD kapitalist devleti için tarihî bir dönüm noktasıdır. ABD artık, ABD’de ve uluslararası alanda faşist bir program uygulamaya koymayı amaçlayan faşist bir hükûmete sahiptir. Planı, devletin kontrolünü kullanarak tüm muhalefeti ezmek ve faşist bir yönetim dayatmaktır. Hitler hükûmeti gibi, Trump da kapitalist sınıfı devletin yönetiminde doğrudan sorumlu pozisyonlara getirmiştir. Buna, dünyanın en büyük yapay zekâ ve teknoloji şirketlerini kontrol eden tekno-faşistler de dâhildir. Elon Musk, Peter Theil, David Sacks, Larry Ellison gibi dünyanın en zengin kapitalistlerinden bazıları ya hükûmetin işleyişinden sorumlu hâle getirilmiş ya da tüm kamu eğitimini, kamu sağlık hizmetlerini ve diğer bütün kamu hizmetlerini özelleştirmek için faşist bir program olan 2025 Projesi’ni uygulamak için başkanlık kararnameleri kullanmaktadır.
İşçi sınıfı giderek öfkelenmektedir ve kapitalist sınıfa karşı artan bir nefreti vardır. İşçi sınıfının gerçek koşulları, son 50 yılda deregülasyon, ABD’nin endüstriyel tabanının dış kaynaklara devredilmesi ve kamu kaynaklarının kitlesel özelleştirilmesi nedeniyle kötüleşmiştir. 40’lı ve 50’li yılların başarılı anti-komünist tasfiyeleri ve kapitalizm ve emperyalizm yanlısı AFL-CIO’nun kurulması, ABD işçi sınıfının ilerlemesinin önündeki en büyük engeldir. Bu sendika bürokrasisi, kapitalist sistemi açıkça desteklemekle ve sadece “masada bir yer” istemekle kalmayıp, aynı zamanda ABD’nin finanse ettiği AFL-CIO “Dayanışma Merkezi” aracılığıyla ABD’nin dünya çapındaki emperyalist müdahalelerinde yer almaktadır. Bu merkez bir zamanlar yılda 70 milyon dolar ve uluslararası faaliyetleri için 1 milyar doların üzerinde bir bütçe almaktaydı. İsrail ve onun kurumsal sendikası siyonist Histadrut dâhil olmak üzere, dünya çapında darbeler ve faşist hükûmetleri desteklemişlerdir. Şili, Brezilya, Arjantin, Guatemala ve dünya çapında birçok ülkede hükûmetlerin devrilmesinde doğrudan rol oynamışlardır.
ABD sendika bürokrasisi sarı sendikacılığı ilerletiyor ve sendikalı ve sendikasız tüm işçileri sınıf gücü için birleştirmek istemiyor. Ekonomik talepleri, kamu sağlığı ve tüm kamu hizmetlerinin savunulması, eğitim ve kamu konutları gibi taleplerden ayırmaktadır. AFL-CIO ve diğer kapitalizm yanlısı sendikalar, ekonomik talepleri için verdikleri mücadeleyi, ABD’nin Filistin, Ukrayna ve Venezuela’da doğrudan desteklediği askerî harcamalar ve soykırımla mücadeleyle ilişkilendirmek istememektedir. Sendika bürokrasisi, farklı sendikalara üye işçilerin kapitalist sınıfa karşı kitlesel siyasi mücadelelerde veya genel grevlerde bir araya gelmelerini engellemektedir. Bu sendika bürokrasisi, örgütlü işçi sınıfı üzerindeki bürokratik kontrolünün sınırlarını aşabilecek kitlesel bir işçi sınıfı hareketinin gelişmesinden son derece korkmaktadır.
Sendikalara ve işçi sınıfına yönelik devasa direkt saldırılara rağmen, bu sendikalar, federal işçilere, sağlık hizmetlerine ve milyonlarca işçinin kamu ve sağlık hizmetlerinin yok edilmesine yönelik doğrudan saldırılara karşı herhangi bir kitlesel protesto veya eylem günü çağrısı yapmayı reddettiler. Havayolu Uçuş Görevlileri Sendikası (Airline Flight Attendants Union) Başkanı Sara Nelson ve hattâ Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson, federal işçilere yönelik sendika kırıcı saldırılara ve Chicago ve diğer şehirlerdeki faşist ICE baskınlarına karşı genel grev çağrısı yapmış olsalar da, başka hiçbir ulusal sendika yönetimi bu çağrıları desteklememiştir. Kitlesel bir işçi sınıfı hareketi ve genel grev hareketi olursa, işçi tabanlarının kontrolünü kaybetmekten korkmaktadırlar.
1930’larda kitlesel grev dalgası ve işçi sınıfı hareketinin ardından kurulan ve iş ilişkilerini denetleyen devlet aygıtının yıkılması, işçileri doğrudan eyleme geçmeye zorluyor. Çünkü artık sendikalaşmak ve kapitalist tahkim için devlet aygıtına güvenemiyorlar. Bu durum, kapitalist sınıfla sözleşme müzakere etmeye dayanan mevcut sendika bürokrasisini de zayıflatmaktadır. Sarı sendikacılık işçileri savunamamaktadır ve işçiler sendika istemelerine rağmen, mevcut kapitalist sendika yapısının işlerini, ücretlerini veya çalışma koşullarını savunamadığını görmektedirler.
ABD’de faşizmin yükselişi, ABD emperyalist imparatorluğunun çöküşünün ve ABD’nin diğer kapitalist ülkelerle, özellikle de dünyanın en büyük sermaye ihracatçısı ve en modern endüstriyel yapıya sahip ülkesi Çin ile rekabet edememesinin doğrudan bir sonucudur. Ekonomik ve siyasi milliyetçiliğe dönüş, gümrük vergileri ve ticaret savaşı, ABD kapitalizminin çöküşünün bir sonucudur. ABD, ayrıca, Almanya’daki AfD, Arjantin’deki Milei ve Meloni ile birlikte birçok başka ülkede de faşist güçleri aktif olarak desteklemeye çalışmaktadır.
Faşist rejim, burjuva demokrasisini yok etmek ve sadece faşist bir devlet değil, faşist bir toplum kurmak için aktif olarak çalışmaktadır.
Elon Musk ve diğer milyarderler dâhil olmak üzere oligarşi ve faşistlere karşı sınıf nefreti ve öfkesi artmaktadır. İşçi sınıfı ve sendikalar, oligarşi ve faşist hükûmete karşı mücadelenin ön saflarında yer almalıdır. Neredeyse tüm sendikalar, üyelerinin faşizm hakkında eğitilmesini istememektedir. Ancak, sosyalist ve komünist bir yönetimle genel grevden doğmuş olan bir sendika olan ILWU, yakın zamanda faşizmle mücadele edilmesi gerektiğine dair bir bildiri yayınlamıştır (ILWU Politika Bildirisi: ILWU ve Faşizm: https://www.ilwu.org/the-ilwu-versus-fascism/).
Sendikaların işçi sınıfına yönelik saldırılara karşı genel grev mücadelesi gibi, bu krize karşı gelebilecek bir işçi sınıfı programına sahip kitlesel bir işçi sınıfı siyasi alternatifi de bulunmamaktadır. ABD’de kitlesel demokratik........