We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kanal İstanbul, burjuva “muhalefet” ve “söke söke”

3 2 0
11.08.2021

Kanal İstanbul ile ilgili, aslında hiçbir önemi olmayan, bir “temel atma” töreni, Haziran sonunda gerçekleşti. Bu temel atma törenine kadar “ya Kanal ya İstanbul” diyen CHP, İmamoğlu ve diğer burjuva muhalefet, temel atma törenini protesto etmek ister gibi yaptı. Evlere şenlik bir “protesto” girişimi ile, hazır başka gündemler ağırlıkta iken, burjuva muhalefet, CHP, İmamoğlu ve CHP İstanbul İl Başkanı, adeta “Kanal İstanbul” projesine destek verdiler.

Nasıl mı? Anlatacağız.

Kanal İstanbul’un hikâyesi büyümektedir. Öyle anlaşılıyor, daha da büyüyecektir. Bu nedenle, konuyu daha geniş olarak ele almak istiyoruz.

Erdoğan’ın açıklamalarından başlayalım.

Erdoğan, 11 yıl önce, diyor, bu proje gündeme geldi.

Yalandır.

Her konuda yalan söylemeyi alışkanlık edinmiş, dahası yalan söyleme aparatı ile Saray Rejimi’ni donatmış bir devlet var ortada. Erdoğan, bu konuda en önde koşma isteğindedir. Yalanın her türünü, yakası açılmamış yeni yalan biçimlerini bile “helâl” olarak halka sunmakta maharetlidirler.

Konumuza dönelim.

Gündeme tekrar gelmesi değildir yalan olan, yalan olan, bu projenin ilk gündeme gelişinin kendi döneminde olduğudur. Bu proje, Ecevit dönemine kadar gidiyor ve AK Parti iktidarından öncedir. Muhtemelen 1989’da SSCB’nin çözülüşü sonrasında ciddiyet alması istenmiş bir projedir.

Demek ki, proje, “Bay Yüzde On” adı ile anılan Erdoğan’ın projesi değil. Erdoğan, bu projeye çok sarılmış durumdadır.

Bu “şey”e çok sarılmanız, ihtiyaçtandır.

“Şey”, yerinde bulunmalıdır. Kanal İstanbul projesi, bir “şey”dir ve “kanal” meselesi değildir, daha çok İstanbul meselesidir, ondan daha da çok emperyalist paylaşım savaşımı projesidir.

Adeta Erdoğan “Kanal İstanbul”a sarılıyor, Kanal İstanbul da ona. Bu sarmaş dolaş olma hâli, kuşku yok ki, Saray Rejimi’nin iktidarı sürdürme isteği ile de bağlıdır. Bugünlerde Saray Rejimi, sadece Erdoğan değil, devletin bizzat tümü, sarılacak “şey”ler aramaktadırlar.

Bize göre Kanal İstanbul projesi, sürmekte olan paylaşım savaşımı (ABD, Almanya, İngiltere, Fransa ve Japonya’nın başrollerinde oynadığı, ABD hegemonyasının çözülmekte oluşunun şekil verdiği paylaşım savaşımı) anlaşılmadan anlaşılamaz.

Erdoğan’ın hayali değildir.

Erdoğan’ın paradan başka, dolardan başka hayali olamaz.

Para ve dolar hayali, bir insan hayali olamaz. Demek, Erdoğan’ın hayali yoktur.

Erdoğan, komisyoncudur. Kurnaz komisyonculuk bir “itibar” ise, itibarlıdır. İtibarlı olmadığı için, dine başvurmaktadır. Din ve milliyetçilik konusunda “efendileri” tarafından atanmış uzmanları vardır. Yalan ve karanlık basını, Soylu’su, Akar’ı ve bilcümle savaş aygıtı ile efendilerinin verdiği rolü oynamaktadır. O komisyona bakar, dolar ile ilgilenir. Ama sonuçta o; kurnaz, eli kanlı, dili yalana dolanmış, korkak bir komisyoncudur.

Böylelerinin “hayal”lerinden çok kâbusları vardır.

Para içinde yüzdüğü için dolar cinsinden hayalleri artık önemsizdir demek istemiyoruz. Tersine her şeyden önemlidir. Ama kâbusları çok ama çoktur. Erdoğan, Saray Rejimi’nin tümü, kâbuslarla yaşamaktadır.

Bugün bulunduğu koltuk dahi, onun hayali değildir, efendilerinin kendine biçtiği roldür. Tek hayali paradır ve daha ileri hayali, daha fazla paradır. Bu paraları yiyebilecek bir vizyonu da yoktur. En küçük çay masrafını bile, devlet bütçesine yükler, en büyük “hayır” işlerini dahi devlet bütçesinden yapar.

Gizli bir bilgiye sahip gibidir: “Öbür tarafta, dünyada sahip olduğun dolarlar ne kadar çok ise, o kadar çok faiz alacaksın” türünden bir bilgi olmalı. Galiba işin sırrı budur.

İşin sırrı ne olursa olsun, Erdoğan’ın, dolardan daha başka bir hayali yoktur ve olamaz.

Ancak ve artık baştan aşağıya kâbustur.

Erdoğan’ın, efendilerinin kulağına üflemediği bir “düşüncesi” varsa, o da bedenî zevklere ilişkin, güdülerce açıklanabilir şeylerdir. Onu da kulağına üflemezler, “devlet pezevenklerine” hatırlatırlar.

Yani, ne düşüncesi, ne hayali vardır.

Kanal İstanbul, efendilerin, paylaşım savaşımı için geliştirdikleri bir projedir ve Erdoğan’ın kulağına, ABD- İsrail hattında üflenmiş olmalıdır.

Erdoğan, bugünlerde ABD-İsrail hattında kendine söylenmiş olan “şey”lere sarılmak zorundadır. Geleceğini burada görmektedir.

Erdoğan’ın geleceğini “devletin geleceği” olarak okuyan CHP, bu nedenle “devleti kurtarmak” için, her tür “hizmeti” yapmaya gönüllüdür. Erdoğan’ı temizlemek, Saray Rejimi’ni yıkamak ve parlatmak, artık Saray Rejimi’nin saldırılarının korkutamadığı kitleleri hurafelerle korkutmak CHP’nin işidir.

Hong Kong gibi, bir şehir devlet, bir dünya finans merkezi, kimsenin olmayan bir bölge, kimsenin olmadığı ölçüde aslında parababalarının olan bir yer: İşte istedikleri budur. Bunun için, her tarafı deniz ile ayrılmış bir bölge istiyorlar. Küçükçekmece’den Sarıyer’e kadar, Anadolu yakası hariç, bir yeni şehir-devlet planıdır bu.

Bunun, yapılabilirliği sorundur. Hem teknik anlamda içerdiği riskler nedeni ile hem de ondan önce tüm emperyalist dünyanın bu plana evet dememiş olması nedeni ile. Bu nedenle proje ABD hattına aittir. Diğer emperyalist güçler, ancak karşılığını aldıklarında buna evet diyebilirler ya da bu iş genel dünya savaşının sonunda belirlenir.

Erdoğan, ne zaman iktidarını sürdürme konusunda bir “zorluk”la karşılaşırsa, hemen efendilerinin isteklerini çok iyi bilen masajcı gibi, hemen o “uygun” noktaları kaşıyor: TC devleti için, ABD emperyalizmine hizmet etmek üzere yürüttüğü tetikçilik serüveninin Suriye savaşı sonrası bölümünde “uygun” kaşınacak, yatırım yapılacak nokta çok sayıda değildir. Ukrayna’da ne isterseniz yaparız, Karadeniz’de NATO emireri oluruz, Afganistan’da bize ihtiyaç var, emredin Suriye’yi alalım. İşte Kanal İstanbul projesi de, böyle bir kurtarıcı, “ben yaparım efendim, siz dert etmeyin” mesajı içermektedir.

Ülkenin yurttaşları, burada yaşayanlar, işçi ve emekçiler, böylesi bir kanala ihtiyaç duymuyorlar. Gerekli değildir.

Ülkenin işçi ve emekçileri, bambaşka ihtiyaçlara sahipler. Mesela işsizliğin, açlığın, yoksulluğun, sömürünün, adaletsizliğin, ayrımcılığın, açık hapishanede yaşamanın son bulmasını istiyorlar. İşçiler ve emekçiler savaşsız ve sömürüsüz bir dünya istiyorlar. İşçiler ve emekçiler, tekellerin, parababalarının, şirketlerin kölesi olunmayan, kâr için üretim yapılmayan bir dünya istiyorlar.

Burjuva muhalefet diyor ki, “bu kadar para var mı?” Diyelim ki var olsun, yine de bu projeye ihtiyaç duyan bir halk yoktur. Yani, böylesi bir gereklilik yoktur.

Konu ilginç olduğu kadar, birçok açıdan, ülkedeki siyasal durumu, Saray Rejimi’ni, muhalefeti vb. de anlamak için kolaylıklar sağlamaktadır.

Saray Rejimi, Akarlı ordusu, Soylulu emniyeti, Bahçelili Atasagun’u, Albayraklı medyası, savaş sanayii, yalan makinaları, trolleri, polis gücünün devamı olan yargısı, SADAT gibi paramiliter grupları, IŞİD gibi İslamî bağları, tekelleri, uluslararası sermayesi, beşli çeteleri, mafyaları, tarikatları ile yerleşik kuvvetlere sahiptir. Bir de yandan çarklı kuvvetleri var.

Burjuva muhalefet, yani Saray Rejimi’nin “dıştan” destekçileri, “yandan çarklı kuvvetler”, yani CHP, İYİ Parti ve diğerleri, Kanal İstanbul’u istemediklerini söylüyorlar. Ama her zaman olduğu gibi, bir teatral havada. Yani gerçekte karşı çıkmıyorlar, sadece karşı çıkıyormuş gibi yapıyorlar. Elbette bazı bilim insanlarının açıklamalarını da kullandıkları, bu açıdan bazı doğruları söyledikleri oluyor. Ama hiçbir biçimde burjuva muhalefet, Kanal İstanbul’a gerçek anlamı ile karşı durmuyor. Her konuda böyleler. Bahçeli açıktan Saray Rejimi’ne........

© Kaldıraç


Get it on Google Play