We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Çöküş ve çürüme “Lokma lokma yiyin” “Açları da siz doyurun” “Maddenin plazma hâli”

4 2 1
08.08.2021

Biz diyoruz ki, Erdoğan, cuma namazında afyon çekmektedir.
Düzeltmeliyiz.
1- Sadece Erdoğan değil. Hepsi.
2- Afyon olmayabilir, en azından afyon çekmektedirler. Başka şeyler de almaları mümkündür. Jiplerin içinde pudra şekeri çekiliyorsa, Venezuela’ya, test kitini Binali’nin oğlu götürüyorsa, iş fena demektir. Bu nedenle, “en azından afyon” ve “sadece Erdoğan değil” düzeltmesini yapmalıyız.
Her cuma çıkışında Erdoğan, önünde prompter olmadığı için ekrana bakıp okuyamadığından olacak, ilginç açıklamalar yapıyor. Biri “biz uçuyoruz kimse görmüyor” diye başlamıştı ve “bizden önce buzdolabı yoktu” ile bitmişti.
Beynin, bilinçten arındığı bir anın yansımaları ya da bir nedenin yaşattığı halüsinasyon olmalı. Siyasal eğilimle de uyumludur, Saray Rejimi, egemenler adına yönetenlerin gerçeklikten kopma hâlleridir. Bu bir siyasal tercih değil, bir zorunlu akıştır. ABD emperyalizminin tetikçiliği rolüne aday oldunuz mu, başınıza gelen her şeyi “iyi” okursunuz.
Çöküş hâlinin, devlet çarkının üst düzeyine yansımasıdır bu. Artık, en azından afyon olmadan yaşayamıyorlar. Pudra şekerini de unutmayalım, bu nedenle “en azından.”

Damat, bir dönemler şöyle demişti. “Aya dört gidiş dört geliş yol yaptık desek bu millet inanır.” Bunu düşünmesi, bir afyonlanma hâlidir, ama bunu öylece dillendirmesi cuma hutbesinin ardından özellikle afyonlanma sonucudur. Görünmez damat, aya dört gidiş dört geliş yol yapamadı. Henüz bu yalanı söylemedi, yaptık demedi. Ama her adımlarının yalan olduğunu, kara propaganda konusunda Goebbels’i geride bıraktıklarını, bununla da “gurur” duyduklarını itiraf etmiştir.

Kadın Bakan, tecavüze uğrayan çocuklarla ünlenen Karaman olayından sonra, “bir kereden bir şey olmaz” diyordu. Kendi deneyimini anlatmadığına göre, afyonlanmanın başka bir aşamasında sayılmalıdır.

Erdoğan, geçen aylarda, açlar var diyenlere, “muhalefete”, onları da siz doyurun diyordu. Tuhaf bir hafifliktir. Erdoğan, yer çekimini aşmış, kilolardan kurtulmuş, adeta uçmaktadır. İktidarda olan kendisidir ve aslında kendisi ile aynı devletin adamı olan Kılıçdaroğlu’na, “onları da siz doyurun” diyor. Bu işten feragat ettiğini ifade ediyor.
Hafiflik, muktedirlikle bu kadar yan yana olunca, “şaşkınlık” yaratıyor. Ama yaratmamalı. Erdoğan, en “güçlü” olduğunu ilan ettiği anda, en zayıf ve hafif hâlindedir. Bir yandaşı, Erdoğan’ı övmek için, onun maddenin dördüncü hâli olduğunu söylemektedir. Hatırlayalım, maddenin üç hâli şöyle sayılıyor ve ortaokul fen dersidir: Sıvı, katı ve gaz. Dördüncü hâli ne olabilir? Yanıtı övgüde zaten var: Plazma hâli. Bir çeşit jel hâlidir, uygun ortamlarda akıyor olabilir. Belki de “belkemiği yok” demenin özel söylenişidir. Normalde, bunu Akşener söylese, üzerine yürürler, hakaret davası açarlar. Kılıçdaroğlu, devletin âlâ çıkarları için, plazma hâlini ifade bile etmez. Ama övgü olduğu özellikle belirtilince, “plazma hâli”, yani sövgü, yoksayış olarak görünüyor.
Saray Rejimi’nin tüm yönetenleri, övgüye muhtaçtırlar, kendilerini en çok övene bel bağlıyorlar, en çok yükselmek için övgüler düzüyorlar.
Burada lütfen bir durun. Sizce, bunlar “tuhaf” değil midir?
Tuhaf diyorsanız, yanılıyorsunuz derim. Çünkü, doğrusu çöküştür.
Acaba, ABD, tetikçisi hâline getirdiği bu “plazma” hâli üzerine deneyler yapmakta mıdır, yoksa deneyler sonucu ulaşılan hâl mi budur? Devam edelim, örnek çok.

Biden ile görüşen Erdoğan, görüşmeye giderken, 24 Nisan Ermeni soykırımı açıklamasını soracağını söylüyordu. Sormak isterdi, “afedersin Ermeni” sözü kendisine aittir. “Afedersin Ermeni” derken, aslında genlerine işlemiş olan tarihsel-toplumsal milliyetçilik, ırkçılık, yağmacılık ve katliamcılık dile geliyor, kelimelere dökülüyordu. En pespaye küfürler, saray ağzı olarak tarihe geçmelidir. “Afedersin Ermeni” derken, bugünkü anlamda afyonlanmış değildi. Görüşmeye giderken, “soykırım lafını elbette soracağız” diyordu, sesinde bir titreme, kelimelerinde efendiye göre ayarlanmış bir korku vardı. Ama görüşmeden çıktı ve kendisine konunun gündeme gelip gelmediği soruldu. Gazeteci görünümlü kişi, aslında bu soru ile Erdoğan’a pas atıyordu ve onun da “elbette hesabını sordum” yanıtı vereceğini sanıyordu. Ama görüşmeden sonra, afyon imdada yetişmiş olmalı ki, Erdoğan, “hamdolsun gündeme gelmedi” dedi. Kim bilir soruyu mu yanlış anladı? Kim bilir soruyu “mal varlığınız gündeme geldi mi” diye mi anladı? Aklındaki en büyük konu, mal varlığı idi. Ve görüşmede o gündeme gelmedi ise, kötü hiçbir şey olmadı diye düşünmüş olmalıdır. Efendisinden azar işitecek diye korkan bir “plazma hâli”nin tepkisi olsa gerek.
Maddenin “plazma hâli” acaba moleküllerde bir diziliş değişimi anlamına mı geliyor? Plazma hâlinde maddeye, elektrik verilirse acaba ne sonuçlar elde? Plazma hâli, bir noktadan sonra, “hare”ler şeklinde bir dönme yaratıp, yok olmak anlamına mı geliyor?

Erdoğan, Kanal İstanbul için açılış törenine benzer bir şeyler yaparken, İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin, Bakırköy meydanında polis eşliğinde “protestoculuk” oyunu sahnelemesinden çok memnun hâlde, nasıl ihaleyi alanların parasını vermeyeceksiniz, “söke söke alırlar” dedi.
Afyonlu, daha doğrusu en azından afyonlu idi.
Bu yolla Erdoğan, bazı itiraflarda bulundu: Ben gidiyorum ama sizlerin (beşli çete ve diğerlerinin) haklarını yiyemezler, çünkü anlaşmanız var ve devlette devamlılık esastır. Zaten yetkili mahkemeler de Londra mahkemeleridir, dedi.
Bir anda, (a) ben gidiciyim dedi. Hani “helâlleşme” hâllerinde olduğu gibi, (b) kendisinin aslında beşli çetenin parçası........

© Kaldıraç


Get it on Google Play