We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ali Budak: “Adeta demir bir çemberin içinde dönüp duruyoruz”

3 1 0
28.07.2022

Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde uzun yıllardır ders veren Prof. Dr. Ali Budak’ın kaleme aldığı hayli hacimli bir edebiyat tarihi Yeditepe Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı. Türkçe edebiyatın tarihini başlangıcından 18. yüzyıla kadar ele alan Budak, yaklaşımının “metin merkezli” olduğunu ısrarla vurguluyor.

Metinlerin adlarını vermekle ya da genel olarak konularını özetlemekle yetinmeyen, mümkün olduğunda sözü edilen metinleri de kitaba dahil eden, dahası pek çok metni ayrıntılı biçimde analiz eden bir yaklaşımı var Budak’ın. Çok geniş bir dönemi ele alma cesaretiyle dikkat çeken ve bu özelliğiyle de “nadir” rastlanan bir çabanın ürünü olan bir kitap Metin Esaslı Yaklaşımla Türk Edebiyatı Tarihi.

Metin Esaslı Yaklaşımla Türk Edebiyatı Tarihi’ne dair akademik ihtiyaçlardan bizdeki edebiyat tarihlerinin ve edebiyat eğitiminin durumuna, edebiyat teorisiyle kurduğumuz ilişkiden edebiyat tarihi yazılırken genelde söz edilmeyenlere kadar geniş çerçeveli bir söyleşi yaptık.

Metin Esaslı Bir Yaklaşımla Türk Edebiyatı Tarihi’nin önsözünde kitabın oluşum sürecini anlatıyor, bu kitabın akademik bir ihtiyaçtan doğduğunu belirtiyorsunuz. “Türk Edebiyatına Genel Bir Bakış” derslerinde “Türk edebiyatını baştan sona içine alan derli toplu bir çalışma” bulamadığınız için ders notları hazırlayarak bu kitabı oluşturmaya başlamışsınız. Türkiye’deki edebiyat tarihleri topluca değerlendirilirse niçin “Türk edebiyatını baştan sona içine alan” bir çalışma yapılmamıştır?

Hiç yapılmamış dersek haksızlık yapmış oluruz. Vasfi Mahir Kocatürk, Nihad Sami Banarlı ve Ahmet Kabaklı gibi isimlerin bu nitelikte çalışmaları bulunuyor. Fakat Kocatürk ve Banarlı’nın çalışmalarının üzerinden epeyce bir zaman geçmiş durumda, dolayısıyla hem ulaşılan metinler hem başvurulan kaynaklar açısından bazı eksiklikler içeriyorlar. Ahmet Kabaklı’nın tarihi ise büyük ölçüde yazar odaklı, orijinal metinlere pek fazla yer vermiyor.

Türk edebiyatına baştan sona bütünlüklü bir bakış, tabii olarak hem zor ve meşakkatli hem de birikim ve sabır isteyen bir süreç… Dahası cesaret ve sorumluluk gerektiren bir uğraş. Pek çok değerli hocamızın, bu yükün ve sorumluluğun altına girmek istemediklerini düşünüyorum. Zira caydırıcılığı gerçekten çok yüksek. Kendimden biliyorum. Ben de uzun bir süre yaptığım işin adını koyamadım. Sizin de vurguladığınız gibi, başlangıçta sadece elimdeki mevcut ders notlarını biraz genişletmek vardı aklımda. Sonra sonra, ancak 15. yüzyıla kadar gelince yazdıklarımın bir edebiyat tarihine benzediğini fark ettim. Herhalde bunda bizim neslin önündeki cesaret kırıcı bir örneğin de payı vardı. Merhum hocamız Ömer Faruk Akün’ün bir edebiyat tarihi yazmasını çok istedik. O kadar ki, arzumuz zamanla sahicileşti ve bir inanca dönüştü. Hiç mübalağasız söylüyorum, 40 yıl bekledik. Ne var ki, bu işi layıkıyla yapabilecek en yetkin birkaç isimden biri olan Akün Hoca öyle titizdi ki, çalışmalarını bir türlü istediği gibi derleyip toplayamadı.

Hazırladığınız “ders notları”nın sizi birkaç açıdan rahatsız ettiğini söylüyorsunuz. Öncelikle öğrenciler bu notlarla yetindiği için “özet bilgilerin kolaycılığı[nın] araştırma ve inceleme yetilerini körelttiğini” fark etmişsiniz. Bu rahatsızlığınız, Türkiye’deki edebiyat eğitiminin sanırım temel sorunundan kaynaklanıyor. Öğrenciler metinlerle karşılaşmak, metin analiz etmek yerine sadece “metin bilgileri”yle eğitiliyorlar. Sınavda çıkınca kim hangi romanı yazmış biliyorlar ama o romanı okumuyorlar. Siz de benzer bir durum yaşamamak için zaman içinde ders notlarına metinleri daha çok eklemiş ve öğrencilerin metinlerle doğrudan karşılaşmasını sağlamışsınız. “Ders notları”ndan “metin analizi”ne geçiş öğrencilerde bir fark yarattı mı? Öğrencilerden nasıl tepkiler aldınız?

Bu kapsamlı sorunuzun hiç şüphesiz çok uzun yanıtları olacaktır. Ama ben birkaç cümleyle özetlemeye çalışacağım. Öğrencilere panoramik bir bakış sunabilmek için çok benimsediğimiz sınırlandırmalar ve sınıflandırmalar biz akademisyenleri de tutsak almış durumda. Doktora tezi tercihleriyle birlikte yöneldiğimiz uzmanlıklar bir süre sonra çoğumuzu sarıp sarmalıyor, belli alanlara kapatıyor. Adeta demir bir çemberin içinde dönüp duruyoruz. Sonuçta eski-yeni, klasik-modern gibi kamplarda bu derinleşmeler başka alanlara geçişleri ve farklı yönelişleri çok zorlaştırıyor. Böylece bütünlüklü çalışmalar neredeyse imkânsızlaşıyor.

Benim İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki öğrenciliğim Türkiye’de kargaşanın zirveye yükseldiği 1977-1981 yıllarındaydı. Dolayısıyla her biri uluslararası değer olan İstanbul Edebiyat’ın birikimli hocalarından gereği gibi yararlanamadık. Ama ben kendimi yine de şanslı sayarım. Rahmetli Mehmet Kaplan Hoca’nın son doktora öğrencilerinden biri oldum ve onunla biraz daha fazla yakınlaşma fırsatı buldum. Şimdi anlıyorum ki, gerek derslerinden gerek sohbetlerinden gerekse eserlerinden pek çok şey biriktirmişim. Kaplan Hoca bize sık sık metinlere gitmemizi tavsiye ederdi. O ses hâlâ kulaklarımdadır: “Metinlere gidin…” O zaman farkında bile değildim. Meğer hoca Yeni Eleştiri Okulu’nun bizdeki ilk temsilcilerindenmiş. Şiir Tahlilleri de sanırım onun için bizi o yıllarda fazlasıyla çarpmış ve etkilemiş.

Bu geçmişten bugüne gelecek olursak, öğrencilerimiz için durum gerçekten vahim. Özellikle son yıllarda öğrencilerimiz çoğunlukla bir kitap bile okumamış, birkaç satır bile yazmamış olarak üniversiteye geliyorlar. Bu yüzden yukarıda sözünü ettiğiniz “Türk Edebiyatına Genel Bakış” dersinin yarısını okuma ve yazmayla, yarısını da edebiyat tarihiyle dolduruyorum. Öğrencilerim bir yıl boyunca Türk edebiyatını bazı temel metinleri okuyarak ve yorumlayarak öğrenmek durumundalar. Elbette Metin Esaslı Bir Yaklaşımla Türk Edebiyatı Tarihi ile işleri çok kolaylaştı. Ellerinde artık hem metinler var hem değerlendirmeleri… Eserin ilk anda bütünlüklü yapısıyla kendilerini çok etkilediğini söylüyorlar. Süreci somut bir biçimde gördüklerini, şairlerin ve yazarların tarihsel bir perspektif içinde sıralı bir şekilde anlatımıyla kafalarında her şeyi yerli yerine oturtabildiklerini söylüyorlar. Burada kastettikleri Metin Esaslı Bir Yaklaşımla Türk Edebiyatı Tarihi’nin şair ve yazarları peş peşe sıralayıp geçen bir eser olmadığı. Zira kitapta her ne kadar metin ağırlıklı bir yaklaşım sergileniyorsa da, tarihî arka plan hiç ihmal edilmiyor; her bölüm sosyal ve siyasal tespitler içeren bir özetle başlatılıyor.

Yine “Önsöz”de bakış açınızı belirleyen yaklaşımın metin odaklı Yeni Eleştiri olduğunu söylüyorsunuz. Yeni Eleştiri genelde metin merkezliliği esas aldığı için tarihsel bağlamı dışarda bırakması nedeniyle eleştirilir. Siz bu metin merkezli yaklaşımı edebiyat tarihi yazımına uyarlarken ne tür sorunlarla karşılaştınız?

Evet, bu çalışma büyük ölçüde metinler üzerinden yürütülüyor. Fakat biraz önce de belirttiğim gibi, tarihsel olayları da, şair ve yazarların yaşadıkları çevre ve ortamları da dışarda tutmuyor. Hiçbir sanatçı gökten bir anda inerek eserlerini vermediğine göre öyle de olmalı. Zaten ben Yeni Eleştiri’ye her açıdan bağlı ve bağımlı değilim, sadece “Hey durun… Eserler de önemlidir” diyorum. Edebi eserlerin, şairlerin ve yazarların birer uzantıları, onların başardıklarının veya başaramadıklarının tanıklıkları olarak değil, kendi varlıklarıyla da yer ve değer bulmaları gerektiğine inanıyorum. Bir eseri şairinden/yazarından, okurundan ve yazıldığı tarihin toplumsal ve tarihsel koşullarından bağımsız,........

© K24


Get it on Google Play