We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Cemo’nun yazarı”nın unutulan romanı: Zühre Ninem

1 4 0
24.05.2022

Kemal Bilbaşar’ın gölgede kalmış bir yazar olduğu söylenemez. Denizin Çağırışı ve Cemo romanları yaygın biçimde biliniyor, son 20 yıldır bu iki kitabı sürekli dolaşımda kaldı. Buna rağmen 2015’te tüm yapıtları topluca yayımlandıktan sonra bile Cemo ve Denizin Çağırışı dışında Bilbaşar’a ilgi gösterilmediği fark ediliyor. Bilinen, hatta belli bir dönemde meşhur bir yazar Kemal Bilbaşar ama ünü iki kitabıyla sınırlı, bu romanların rüzgârı diğer kitaplarına vurmuyor. Cemo’yu ya da Denizin Çağırışı’nı okuyanlar Bilbaşar’ın diğer kitaplarını okuma isteği duymuyor gibi görünüyor. Oysa son iki kitabı Bedoş ile Zühre Ninem, roman tarihi açısından anılmayı hak ettiği gibi, yaşadığımız dönemin ruhunu yakalayabilecek özellikler de taşıyor.

Kemal Bilbaşar’ı meşhur bir yazar haline getiren yapıtın 1966’da yayımlanan Cemo olduğu aşikâr. Evren Yayınları gibi İzmir’de bulunan ve pek de bilinmeyen bir yayınevi tarafından yayımlanan bu roman, TDK ödülünü alınca çok yoğun bir ilgi görerek 1968 ile 1978 arasında Tekin Yayınları’nda peş peşe sekiz baskı yapmış. O dönemde bu romanla ilgilenmeyen eleştirmen yok gibi. Murat Belge’den Adnan Binyazar’a, Sadun Tanju’dan Çetin Altan’a kadar pek çok yazar bu roman hakkında yazmış. Bu nedenle Cemo, bu dönemin ruhunu yakalayan bir kitap olarak öne çıkıyor. Ancak 1978’den itibaren okurun kitaba gösterdiği ilgide durulma başlar. Yazarın ölümünden hemen önce kitabın yeni bir baskısı Yazko Yayınları tarafından yapılmış ama belli ki dönemin koşulları nedeniyle 1925 ve 1938’deki Kürt isyanından söz eden bu kitap eskisi kadar ilgi görmemiş ve 1996’ya kadar yeniden yayımlanmamış.

1982 ile 1996 arası Türkiye’de köy romanının geri çekildiği dönem olduğu için kitabın yeni baskı yapmaması şaşırtıcı değil ama şaşırtıcı olan, romanın 2003’te Can Yayınları tarafından yayımlandıktan sonra yeniden yoğun bir ilgi görmesi. Cemo, Can Yayınları’nda 2003’ten 2021’e kadar 24 baskı yapmış. Bu ilginin nedenini açıklamak hiç de kolay değil. Elbette romanın 2004’te Milli Eğitim Bakanlığı’nın 100 Temel Eser listesinde yer alması bu süreçte etkilidir. Ancak aynı listede yer alan diğer romanlara bu türden bir ilgi gösterilmediği fark edildiğinde tek nedenin bu olamayacağı ortaya çıkar. Dahası, Cemo’nun devamı olan ve işin doğrusu roman tekniği açısından daha iyi yazıldığı söylenebilecek Memo’nun aynı tarihte Can Yayınları tarafından yayımlanmasına rağmen 2021’e kadar sadece beş kere basılmasını da anlamak zor. Cemo’ya gösterilen ilginin Memo’dan niçin esirgendiği cevapsız bir soru olarak kalıyor.

Cemo ve Memo’dan sonra Bilbaşar’ın en çok ilgi gören kitabı Denizin Çağırışı. Denizin Çağırışı’nın Türkçe roman kanonu açısından ilginç bir hikâyesi var. Kemal Bilbaşar’ın ilk romanı olan Denizin Çağırışı 1943’te yayımlandığında fark edilmemiş, sonrasında da ilgi görmemiş. Cemo’nun popüler olmasının bir sonucu olarak Bilbaşar’ın yapıtları yeniden yayımlanırken 1972’de kitabın ikinci baskısı yapılmış. Bu ikinci baskının da okurla buluşamadığı anlaşılıyor. Çünkü kitabın üçüncü baskısı 31 yıl sonra, 2003’te Can Yayınları tarafından yapılabilmiş. Zaten Kemal Bilbaşar da bu kitabını neredeyse bir gençlik hatası olarak değerlendirme eğiliminde. Toplumcu çizgiye uymadığı, fazla bireyci kaldığı için kendi yapıtını beğenmiyor. Buna rağmen kitabın kaderini Ahmet Oktay’ın Yazko Edebiyat’ta Mart 1983’te yayımlanan “İki Taşralı: Bilbaşar ve Atılgan’da Yabancılaşmış Birey Üzerine” adlı yazısı değiştirir. Bu yazı Denizin Çağırışı’nın “ilk psikolojik yabancılaşma romanı” etiketini edinmesine yol açtı.

Dahası, Ahmet Oktay’ın bu romanı Anayurt Oteli gibi bugünün kanonik bir metninin öncülü olarak işaretlemesi nedeniyle roman öncü bir niteliğe de sahip oldu. Edebiyat tarihinde “ilk” etiketi müthiş bir alımlama kolaylığı sağladığı için Ahmet Oktay’ın yargısı hayli etkili oldu. Hatta mevcut baskısının arka kapağında bile kitap artık bu niteliğiyle, “psikolojik yabancılaşmanın konu edildiği ilk roman” olarak okura sunuluyor. Ancak Ahmet Oktay’ın bu karşılaştırmasına hayli temkinli yaklaşmak gerekir.........

© K24


Get it on Google Play