We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Mevut Hüküm: trajik aşktan hasta imparatorluğa frenginin izlekleri

6 0 0
16.09.2021

Émile Zola ismi Halide Edib’in hatıralarında ilk kez ilk eşi Salih Zeki ile evlilik yıllarına ait notlarında belirir. Halide Edib, Zola ve belirlenimcilikle tanışmasını inanç sistemini sarsan bir karşılaşma olarak tanımlar. İnsanın genetik özelliklerinin eylemlerle bağlantılandırılabileceği fikri onu toplumu tıp eksenli düşünmeye yönlendirir. Nitekim hatıralarına şu notu düşecektir:

“Zola’yı okurken, Hazreti İsa’nın mabetten faizcileri kovduğunu gösteren meşhur bir tabloyu hatırlarım. O tabloda Hazreti İsa’nın gözlerindeki kutsi dehşet bana aynı zamanda Pasteur’ü de düşündürür. Eğer Pasteur korkunç hastalıkların amili olan mikropların insanların arasına daldığını görse, o da maddi bakımdan aynı dehşet ve aciz içinde nasıl bir tehlike karşısında olduklarını insanlara söylerdi.

Maalesef bu Pasteur devri, benim ruhi tesellim ve dayanağım olan mistik tarafımı bir zaman için öldürdü. Fakat bugün inanıyorum ki, Zola aramızda olsa insaniyeti saran ıstırap, huzursuzluk, istikbal yolunu kaybettiren kararsızlığa göre, o dahi bu günün büyük ve samimi alimleri gibi, insanlara manevi kıymetlere dört elle sarılmalarını tavsiye ederdi.”[1]

Edebiyat ve tıp ilişkisi dönemsel olarak bedenlere yüklenen anlamları göstermek açısından turnusol kâğıdı işlevi gören, politik bir ilişkidir. Her hastalık kendisine has özelliğiyle hayal gücüne farklı imkânlar sunar. Özellikle fiziksel hastalıkların estetiğin ve benzetmelerin alanına girmesi, metnin içine doğmuş olduğu dönemin kaygılarının nerelerde toplandığını göstermekte önemli ipuçları sunar. Fiziksel deneyimin benzetmelerin alanına girerek kullanıma sokulması hasta bireyin bedenini deneyimleme biçimini de şekillendirdiği için masum bir süreç değildir. Hastalıklar söylemi şekillendirirken, söylem de hastalıkları şekillendirir. Bu iki uçlu etkileşim alanının peşine düştüğümüzde ise metnin kendi dönemine dair çıkarttığı bir haritayla karşılaşırız.

Örneğin fizikselden söyleme ve estetiğe, söylem ve estetikten fiziksele doğru hareket tüberkülozu “ince hastalık” haline getirerek melodramın alanına taşır: Bu hastalığa yakalanan kadın karakter bir yandan masumlaşır, öte yandan da tehlikeli bir arzu nesnesi halini alır. Hıçkırık’ın Nalan’ının kan tükürdüğü anlar, Kenan’ın arzularını güçlendirir. Araba Sevdası’nın Bihruz Bey’inin Periveş Hanım’a yakıştırdığı hastalık, “nazik fidanlara” gelen veremdir. Dante Gabriel Rossetti, karısı Elizabet Siddal’ı, tıpkı “Beata Beatrix”teki gibi bir verem estetiği ile çizer. “Veremli görünmek” örneğin 19. yüzyıl Britanya’sında kadınların arzuladığı bir estetik trende dönüşecektir.[2]

Frengi ise gizliliği, cinsel yolla bulaşma özelliği olması ve ev, imparatorluk ve ülke sınırlarını hiçe sayması bakımından 18. yüzyıl itibariyle değişen dünyaya dair tedirginliklerin önemli temsil araçlarından birisi olarak söylemleşmiştir.[3] Hem sınıfsal hareketlilik hem coğrafi sınırların değişkenliği, savaşlar ve göçler frengiyi değişen toplum düzeni sebebiyle duyulan tedirginliğin cisimleşmiş bir simgesi haline getirir. Söz konusu tedirginlik özellikle 19. yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nda da güçlenecektir.[4] Halide Edib’in 1917-1918 yılları arasında tefrika edilen, yeni baskısı Fatih Altuğ tarafından Can Yayınları için hazırlanan Mevut Hüküm tam da bu tedirginliği temel eksenine alır: Frengi, sonuna yaklaşmakta olan imparatorluğun geleceğine dair duyulan korkuları temsilleştirerek romanın sunduğu toplumsal eleştirinin aracı haline gelir.

Mevut Hüküm Avrupa’daki tıp eğitiminin ardından İstanbul’a dönen doktor Kasım Şinasi ve frengi hastası olan Sara arasında geçen bir aşk hikâyesini anlatır. Romanın zaman çizelgesi toplumun geçirdiği dönüşüm açısından önemlidir: II. Abdülhamit döneminde Avrupa’ya giden Kasım Şinasi, II. Meşrutiyet döneminde dönecektir. Kasım Şinasi’nin söz konusu değişime ilk kez şahit olması, toplumun yeni halini betimlemek açısından onu iyi bir gözlemci kılar:

“Garlarda bekleşen kadınlar, tren Ayastefanos’a geldiği dakikadan beri bahçelerde yollarda dolaşan insanlar, sekiz sene evvelkine nispeten Şinasi’ye daha iyi giyinmiş ve daha serbest tavırlı görünüyorlardı. Memlekete gelirken laboratuvarlarda, Darülfünunlarda biraz gayr-i şahsi surette ona tesir eden memleketin yeniliği karşısında genç doktorun beyninde gayr-i vazıh, uçucu fikirler birbirini kovalıyordu.”[5]

Halide Edib’in romanını “Émile Zola’nın ‘ruhuna’” ithaf edişi romanın frengi teması, bir doktoru odağına alması ve natüralizme öykünen anlatım yöntemi bakımından önemlidir. Toplumun farklı sınıflarında Kasım Şinasi’nin karşısına çıkan hastalıklar ona toplumun içinde bulunduğu sorunların da haritasını çıkartır. Émile Zola’nın “Deneysel Roman” adlı metninde........

© K24


Get it on Google Play