We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Metin Erksan’ın gerçekleştiremediği projeleri

3 1 0
21.04.2022

Lütfi Akad, Işıkla Karanlık Arasında adlı kitabında, Şakir Sırmalı ve Metin Erksan’dan bahsederken, onları ‘büyük hayalciler’ olarak adlandırıyor.

“İkisi de büyük hayalci dehalar katındadırlar. Şakir Sırmalı’nın sinemayı bırakmasının bir kayıp olduğuna inanırım. Metin’e gelince… Yapmaya imkân bulamadıklarının acılarını içine gömerek savaşını sürdürüyor. Bazen kuşkuya düşer, kendime sorarım; Türkiye Şakir Sırmalı, Metin Erksan gibi büyük hayalcilere elverişli bir ortam değil midir diye… Başka bir ortamda dünya sinemasının büyük isimleri arasında olabileceklerinden hiç kuşku duymadım.”[1]

Türkiye’de farklı sanat dallarında kendisini var etmeye çalışan pek çok insan için söylenmiştir galiba bu. “Avrupa’da olsa…” ya da “Amerika’da doğsa…” diye başlanır cümleye, “Çok başka bir yerde olurdu”, “Dünyaya adını duyururdu” diye devam edilir. Zira bu ülke, Türkiye, sanatın ve sanatçının kıymetinin bilinmediği bir yerdir pek çoklarına göre. Yazarlar, ressamlar, oyuncular, yönetmenler… Bu ‘bereketli ama çorak’ topraklarda, bu ‘kısır’ kültür ortamında neşvünema imkânı bulamamış, güdük kalmış, sararıp solmuştur.

Belki bu yüzden Metin Erksan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sinema-TV Bölümü’nde okuduğum dönemde, kendisinden aldığım ‘Film Analizi’ derslerinde “Ben filmlerimi kafamın içinde çekiyorum. Tüm filmi gözlerimi kapatıp baştan sona izliyorum. Bu da bana yetiyor” derdi. Bir tür avuntu muydu bu? Bir tür kaçış mıydı?

Şimdilerde Sevmek Zamanı’nın Boyacı Halil’i geliyor aklıma sık sık. “Ben seni değil, resmini sevdim” derken, hakikat yerine hayali, sureti seçerken acaba o da avunuyor, kaçıyor, hatta korkuyor muydu? Filmin öyküsünün ve Halil’in bu sözünün tasavvufi derinliğini yok saymıyorum ama acaba Halil hakikatin tatsız, imkânsız, çapaklı varlığından da rahatsız mıydı? Boyacı Halil’in bir resme/surete âşık oluşuyla Metin Erksan’ın bir yerden sonra filmlerini kafasının içinde çekmeye başlaması arasında bir paralellik kurulabileceğini düşünüyorum. Bu düşünce, Erksan’ın söyledikleriyle beraber değerlendirince Halil’i adeta bir kehanete dönüştürüyor.

Metin Erksan kariyeri boyunca sansürle uğraşmış. İlk filminden TRT için çektiği son eserlerine kadar sanatı ve sanatçıyı denetleyen, ketleyen siyasal yetke ve kurumlarıyla başı beladaymış. Ancak en az sansür kadar, farklı işlere, özgün fikirlere direnen ticari sinema ve yapımcılarla da mücadele etmek zorunda kalmış. Susuz Yaz ve Yılanların Öcü’yle elde ettiği ve ‘göğüs kabartan’ uluslararası başarılar bile kendisine kredi verilmesine, özgürce üretebilmesinin önünün açılmasına yetmemiş. Kuyu ve Sevmek Zamanı filmlerini kısıtlı imkânlarla, cebinden harcederek yapabilmiş.

Kuyu’nun çekimlerine başlarken verdiği bir söyleşiden:

“Erksan star oyuncuların çok para istediğini, Anadolu’ya gitmekten kaçınıp adi piyasa filmlerinde oynamayı öngördüklerini, bu yüzden Kuyu filminde ünlü sayılan oyuncuların yer almayacağını söyledi.

Yönetmen, Türk sinemasının batağa doğru giden ve umutsuz görülen bugünkü ortamından kendini ayırdığını, özlenen anlamda bir Türk filminin yapılabilmesi için iyi bir senaryo, iyi bir yönetmen, iyi bir yapımcının gerekli olduğunu, bunlar gerçekleşse bile, sonunda bu kez işletmeci ve sinemacı engeliyle karşılaşıldığını, bu setin de ardından Sansür’ün göründüğünü söyledi.

Sansür kurumu için ‘Türk Sineması’nı en çok baltalayan oluşum’ deyimini kullandı.”[2]

Metin Erksan böyle bir ortamda, bu ruh emici, muhayyile öldürücü cenderede ne yazık ki çekmek istediği filmlerin, kafasındaki, gönlündeki projelerin çok azını hayata geçirebilmiştir.

Bu yazıda size Cumhuriyet gazetesi arşivinde rastladığım bazı haber kupürlerinden yola çıkarak Metin Erksan’ın gerçekleştiremediği bu projelerin bazılarından bahsetmek istiyorum.[3] Bunlar Metin Erksan’ın, Lütfi Akad’ın kitabında bahsettiği, yapmaya imkân bulamadığı ve acılarını içine gömdüğü hayalleridir.

Susuz Yaz'ın çekimleri sırasında (solda), Metin Erksan, Koçyiğit kardeşlerle (sağda).

***

Sevmek Zamanı’nı çekmeden önce, 1965 yılı haziranında Metin Erksan bir projesini duyurur. Bu projenin ismi Dünyanın 10 Bin Senesi’dir. Homeros ve Shakespeare metinlerinden uyarlanan senaryo, Erksan’ın Susuz Yaz ve Yılanların Öcü filmlerinde de altını çizdiği toprak ve mülkiyet sorununu ele almaktadır.

Metin Erksan, Homeros’un İlyada’sını Türk toplumuna uyguluyor

Rejisör Metin Erksan, Homeros’un İlyada’sıyla Shakespeare’in Troilos İle Kressida adlı yapıtlarını moder­nize ederek Türk toplumuna uygulayan bir film hazırlıyor: Dünyanın 10 Bin Senesi.

İlyada, Yunanistan’da Miken şatosunda oturan Çoban Kral­ları Akaların, Anadolu’nun en büyük uygarlığı olan Troya’yı ilkel bir sömürücülük anla­yışıyla nasıl talan etmeye geldiklerini anlatır. 10 yıl süren Troya savaşlarında Menelos’un karısı Helena’nın kaçırılışından çok daha başka nedenler, tarih­sel gerçekler saklı durur. Yüz­yıllar önce Batı’dan Doğu’ya sömürgeci bir akım gelmiş, bir A­nadolu şehri olan Troya’yı yı­kıntıya uğratmış.

XVI. yüzyıl Fransız düşünürü Montaigne, birçok savaşların İlyada’dan ışık, örnek aldıkları­nı, Homeros’un kahramanlarına uymak istediklerini söyler. Ör­neğin İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, Papa II. Pius’a yazdığı mektupta “Ben şimdi Romalılardan Hektor’un öcünü alıyorum. Sen de Anado­lulusun. Bırak da senin de öcü­nü alayım” der. Yine Kurtuluş Savaşı’nda da Atatürk’ün Kocatepe’de “Dumlupınar’da Yunanlılardan Troyalıların da öcünü aldık” şeklinde konuştuğunu bir emekli albay anlatır.

İşte Erksan, İlyada’daki eko­nomik itmeyi ele alıp sömürücülük terimini bugünün toplumu­na uygulayarak toprak sorunu­na değiniyor. “Bugün Türkiye’­nin en büyük problemi top­rak sorunudur bence. Toprak re­formunun yapılmasını sanat yo­luyla sonuna kadar savunacağım” diyor. Yılanların Öcü ve Susuz Yaz’da ilk kez köy ger­çeklerine değinen yönetmen, gerçek Türk filminin de köyden ge­çeceğine inanıyor.

Çanakkaleli olan Metin Erk­san, Dünyanın 10 Bin Senesi filmini Çanakkale’de, Kazdağı’nda çekecek. Film, toprak sorununun ışığı altında konar-gö­çerlerle, yani Türkmenlerle yer­leşik bir köy arasında geçen bir savaşı hikâye edecek. Senaryo­su Metin Erksan-İsmet Soydan tarafından hazırlanan filmin re­jisörlüğünü de Erksan, kendi fir­ması olan Troya Film hesabına yapacak. Filmin foto direktörü Mengü Yeğin.

Çok kalabalık bir oyuncu top­luluğu bulunan, bu arada yerli halktan da figürasyon olarak yararlanılacak filmde Truvalı Helen rolü için yepyeni bir yıl­dız aranıyor. Truvalı Halime ro­lü için Erksan, Susuz Yaz’da olduğu gibi yeni bir kabiliyet bulup yaratacak. Akaların Başbu­ğu Agamemnon, Afşaroğlu; Truva Başkomutanı Hektor, Halil o­lacak. Bu rolü Kadir Savun can­landıracak. Aleksandr Paris’in adı Ali, Troilos’un Tahir, Kressida’nın Kezban, Troilos’ın sevgi­lisi Kassandra’nın Kadriye ola­cak. Bunu Ayfer Feray oynaya­cak. Hektor’un karısı Andromak, Aliye; Dionedes, Davud; Aias, Ahmet; ünlü Odisseus, Osman; Aşil, Akkoyunlu olarak Türk ad­larına uygulanacak.

Filmin konuşmaları Shakespeare’in piyesinden alınıyor. Se­naryo hazırlanırken de İlyada’nın A. Kadir ve Azra Erhat’ın Bugünkü Dille İlyada adlı çe­virilerinden yararlanılmış. Filmde Baki Tamer, Bülent Ufuk, Zerrin Arbaş, Talat Gözbak gibi sanatçılar da yer alacak.

Tabiat güzellikleri de bol bol yansıtılacak. Dünyanın 10 Bin Senesi filmi turistik yönden de yararlı olacak. Köy folkloruna da geniş yer verilecek. Yerli ses­ler banda alınarak fon müziği kullanılacak.[4]

Temmuz ayı başında Halime rolünü dönemin Turizm ve Tanıtma Bakanı Zekai Dorman’ın manken olan kızı Ülkü Dorman’ın oynayacağı duyurulur. Hatta Dorman’la sadece bu filmde değil, kısa süre içinde çevireceği iki filmde daha çalışacağını söyler Metin Erksan. Bu filmlerden biri Beklan Algan’la oynayacağı Sevmek Zamanı, diğeri yine gerçekleşmemiş bir proje, Cüneyt Arkın’la başrolü paylaşacağı Sonbahar Âşıkları’dır.

Temmuz ayı başında Erksan, filmi çevireceği bölgelerde günlerce süren incelemelerden sonra, çevreden büyük çapta yardım sağlayarak İstanbul’a dönmüştür. Filmde yerli halktan da binlerce figüran kullanılacağı için hasat mevsimi olan bu aylarda film çevirme işi güçleşmiş ve iki ay sonraya bırakılmıştır.

Bu yüzden Troya Film bu iki aylık süre içinde başka bir film çevirecektir. (Bu film Erksan’ın en önemli eserlerinden biri olan, yukarıda da ismi geçen Sevmek Zamanı’ndan başkası değildir.)

***

Sevmek Zamanı’nın çekimlerini tamamladıktan sonra Metin Erksan Dünyanın 10 Bin Senesi yahut Sonbahar Âşıkları’nı rafa kaldırmıştır belli ki, iki yeni projesinden bahseder. Bunlar Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri ve Jön Türkler’dir.

Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri

1966’nın ulusal filmini, Troya Film adına re­jisör Metin Erksan hazırlıyor. Dokuz Dağın Efesi’ni saymazsak, bu Erksan’ın bu türde ilk filmi olacak. Yapımcı-yönetmen, yeni filmi için “Batı sömürgeciliğine karşı ulusal kurtuluş savaşını yapmış olan Türk Ordusu’nun ilk gerçek savaş destanı” diyor.

Ordular İlk Hedefiniz Akde­niz’dir İleri filminde büyük Atatürk’ün kendisi gösterilmeyecek ama adım adım onun kud­reti, üstünlüğü, varlığı duyuru­lacak. Erksan gerek dışarıda ge­rekse bizde Atatürk rolünü oy­nayacak bir sanatçının yaşadığı­na inanmıyor. Ata’nın tarihin akışını değiştiren büyük emrinden adını alan film, bir avuç Türk süvari birliği bozguna uğra­mış düşmanı denize dökerek şanlı Türk sancağını Akdeniz’in dalgalarına dikerken son bula­cak. Yeni filmi için Erksan şöy­le diyor:

“Kurtuluş Savaşı’nı iyice an­latan ne bir roman, ne de bir in­celeme kitabı, ne de bir anı, ya da biyografi yazılmadı. Herkes kendi açısından aldı bu savaşı. Bilimsel ve gerçek bir açıdan bakılamadığı için de, savaşın amacını tam anlamıyla yansıtan bir film çıkamadı ortaya.

Türk sinemasında bizim çıkış noktamız ne olacaktı? Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun te­melinde var bu çıkış noktası. Büyük Millet Meclisi Orduları, Batı kapitalizmine ve sömürge­ciliğine karşı dövüşürken, salta­nat ve hilafete karşı da dövüşü­yordu. Türk sinemasının egemen tutumu ve alfabesi bence her za­man bu olacaktır. Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri fil­mini de bu açıdan aldım.”

Jön Türkler

1966’nın yine Türk tarihine ait ikinci filmi Metin Erksan’ın re­pertuarında. Adı Jön Türkler. Toplumun özgürlüğü ve........

© K24


Get it on Google Play