We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Cevriye’min Fosforu

3 1 0
16.06.2022

Yirmi yaşındaydım sanırım, Fosforlu Cevriye’yi okumuş, etkilenmiştim. Aşkı bu kadar derinlikli ve okuyucuya adeta yaşatarak anlatan başka bir roman var mıydı? En azından benim o güne kadar okuduklarım arasında yoktu. İnsanın içine işleyen bir yanı vardı Fosforlu Cevriye’nin. Sonradan, biyografisine hâkim oldukça anladım, özyaşamsal bağları, Suat Derviş’in yakın geçmişte yaşadıklarının Cevriye’ninkilere paralel oluşu bu denli sahici kılıyordu metni. Kaçak olmak, dışlanmak, damgalanmak… Cevriye gibi Suat Derviş de yaşamıştı tüm bunları.

Öyle etkilenmiştim ki, Suat Derviş’in romanı benim gibi herkesi de etkilemiş, sonrasında da bir bestekâra ilham vermiş, şu meşhur, herkesin az çok bildiği “Karakolda ayna var” sözleriyle başlayan şarkıyı yazdırttı sanmıştım. Zira dört bölümlük romanın her bölümünün adı şarkının sözlerinin bir mısraıydı. Yani sırasıyla “Karakolda ayna var”, “Kız kolunda damga var”, “Gözlerinden bellidir Cevriyem”, “Sende kara sevda var” bölümlerini okuyorduk. Romanın insanın boğazını düğüm düğüm eden finalinde de şarkı sözlerinin ikinci kıtası yer alıyordu.

“Denizlerin kumuyum
Balıkların puluyum
Aç koynunu Cevriye
Ben de Allah kuluyum”

Bir şarkıya ilham veren bir roman… “İşte,” diyordum, “bu kadar büyük bir eser!” Ardından Suat Derviş’in yeterince bilinmemesine, isminin anılmamasına üzülüyordum.

Sonra içime bir kurt düştü. Acaba Suat Derviş şarkıdan ilham almış olmasındı? Araştırmaya başladım.

Suat Derviş, Behçet Necatigil’e yazdığı ve hayatı, eserleri hakkında bilgiler verdiği 26 Ocak 1967 tarihli mektubunda romanın ilk olarak Gece Postası’nda, 1945 yılında tefrika edildiğini söylüyordu. Ancak kütüphaneye gidip 1945 yılının Gece Postası gazetelerini taradığım zaman Fosforlu Cevriye’ye rastlayamadım. Çünkü roman aynı gazetede, 1 Mayıs-10 Ağustos 1948 tarihleri arasında yayınlanmıştı. Elde var bir!

Peki ya şarkı?

Zeki Duygulu tarafından sözleri yazılan ve bestelenen bu eser ne zaman ortaya çıkmıştı? Bunu ne yazık ki tam olarak bulamadım. TRT nota arşivinde iki farklı nota vardı, ancak ikisinde de tarih yoktu.

TRT repertuvarında yer alan iki nota

Bu iki notanın diğer bir ortak noktası, sözlerinde ‘Fosforlu’ kelimesinin geçmemesiydi. Şarkının belki de en eski kaydı Safiye Ayla’nın söylediğiydi. Tahminen kırklı yılların kaydıydı bu ve Ayla da, bugün “Moriye de Fosforlum” şeklinde okunan bölümü “Moriye de Cevriyem” şeklinde söylüyordu. Kendi kendime “Şarkı daha önce çıkmış olsa bile herhalde Suat Derviş fosforunu eklemiş, Cevriye’nin gecenin karanlığında alev alev parlayan ve onu ele veren saçları onun yaratımı olmalı” diyordum.

Sonra şarkının sözleri farklı bir versiyonuna rastladım.

“Cevriyemin fosforu, fosforu
Gönül yakmaktır zoru
Güzellikte eşi yok Cevriyem
Tanrım nazardan koru, canım fosforlum
Tanrım nazardan koru”

Bu versiyonun notasında da tarih yoktu ne yazık ki… Acaba romandan sonra şarkıya bir de ‘fosforlu’ söz mü yazılmıştı? Ancak bu versiyon bugüne gelen versiyondan farklıydı. Hatta belki de hiç plağa okunmamıştı. Diğer sözler, uygun yerlere birer ‘fosforlu’ ekleyerek okunmaya devam etmişti. Yahut bu versiyon şarkının ilk haliydi de daha sonra o sözler yazılmış, “Karakolda ayna var” ile başlayan versiyon çok tutmuştu.

Bu soruların cevaplarını uzun bir süre bulamadım. Ta ki araştırmacıların hayat kurtarıcısı, can simidi haline gelen, kelimeyle arama yapabileceğiniz gastearsivi.com sitesi ortaya çıkana kadar. Yirmilerin sonundan ellilerin ortasına pek çok gazete ve dergiyi sistemine yükleyen ve kullanıcılara kelimeyle arama şansı veren; akıl eden, emek veren, ortaya çıkartan herkesin mutlaka ama mutlaka cennetlik olduğu site sayesinde bu muammayı çözecektim.

Zira 5 Kasım 1945 tarihinde Son Posta’da çıkan Nusret Safa Coşkun imzalı bir köşe yazısı her şeyi ortaya seriyordu.

Fosforlu Bayan Cevriye ve Musikimiz

Henüz ‘Fosforlu Cevriye’nin adını duymamak bahtiyarlığını kazananlar, yazımın başlığında, üçüncü satırda ‘musikimiz’ kelimesini görünce biraz irkileceklerdir. Fosforlu Bayan Cevriye adında yeni bir bes­tekâr yahut ses sanatkârı mı çıktı diye.

Hayır, Fosforlu Cevriye Hanımefen­di ne bestekârdır ne okuyucudur; fakat bütün musiki piyasasına ve musiki şevkimize hâkimdir. Yine bu bayanın kim olduğunu bilmeyenler, onu bir gazino sahibi yahut mena­jer de sanabilirler. Fazla merakta bı­rakmamak için hemen söyleyeyim: Bu Fosforlu Cevriye, umumi ev ka­dınlarına belalıları tarafından takı­lan isimlere çok benzeyen bu ismin sahibi hakikatte mevcut değildir. Bu, şimdi İstanbul’u yerinden oynatan bir şarkının adıdır. Güftesinde ve beste­sinde, sanatın ve zevkin asaletinden hiç nasip alamayan, bayağı, müstekreh, tüyler ürpertici bir yaygaranın adıdır Fosforlu Cevriye. Ne güftesin­de ne bestesinde mana, teknik, zevk bulunmayan bu şarkı şimdi dillere destandır.

Bir gazinoda seçkin ses ve saz sa­natkârlarını dinliyordum. Temiz bir halk kitlesi salonu doldurmuştu. En seçme eserler çalındı, söylendi. Bir kadın okuyucu bu tiksinti veren şarkıyı feryatlar, naralar şeklinde tezahür eden umumi arzu üzerine üç defa söyleyince salon alkıştan yıkılacak sandım. Fosforlu Cevriye’nin şerefine üst üste kadehler kalktı, şişeler boşaldı. Garsonlar büfeyle masalar arasında adeta bayrak yarışı yaptılar. En müstesna eserlere üç beş kişi elini vurmuştu. O da okuyucu bayanların hatırı için. Halbuki bu şarkı bir salonu yerinden oynatmıştı. İstanbul’u da oynatacağa benziyor.

Harcıâlem olmuş, herkesin diline düşmüş şarkılar vardır. Melodileri kulakta kaldığı ve basit olduğu için herkes çabuk öğrenir. Her tarafta söylenir. Hatta yürürken bile mırıldanırız. Bu tip şarkıların neşeli ve ifadeli oluşları pek kısa bir zamanda yayılmalarını mümkün kılar. Ancak ne güftelerinde ne de bestelerinde bayağılık yoktur. Basit ve zevk süzgeçlerinin delikleri geniş olanlar için bu şarkılar neşe ve zevk kaynağıdır. Lakin, bu Fosforlu Cevriye şarkısı böyle mi? Gün geçtikçe musikimizde Fosforlu Cevriyeler artıyor. Bu suretle musiki zevkimiz düştükçe düşüyor. Basit zevkli insanların yardımıyla, nefret edenleri bile mırıldanmaya başlatan bu süratli yayılış, musiki şevkimiz için olduğu kadar, musikimizin inkişafı için de........

© K24


Get it on Google Play