We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Marmara’da yüzülür mü?”

2 0 0
09.09.2021

Küçükken yazları her hafta, cumartesi günleri Adalar’a yüzmeye giderdik. Bazen Burgaz’da Kalpazankaya, bazen Büyükada’da Yörükali Plajı, Heybeli’de Alman Koyu… Ama en çok Sedef Adası’na giderdik. O zaman şimdiki gibi Büyükada’dan motorla gidilmiyordu; Bostancı’dan kalkan Şehir Hatları vapurları Heybeliada ve Büyükada’dan sonra Sedef Adası’na da uğrardı.

Denize girmek için Kozyatağı’ndaki evimizden kalkıp maaile Adalar’a gitmemizin sebebi hem kalabalık anakara plajlarından kaçmak hem de daha temiz, daha berrak sularda yüzebilmekti. Bugün düşününce komik geliyor aslında. Maltepe, Süreyya Paşa ya da Suadiye plajlarıyla Adalar’ın arası kaç kilometredir ki? Yani o kadarcık mesafede suyun temizliği-kirliliği ne kadar değişebilir?

Belki de değişirdi. Belki babam ve annem haklıydı iki küçük çocukla sabahın köründe kalkıp ta Adalar’a gitmekte. Şehrin lağımları şehrin kıyılarından suya karışıyordu sonuçta. Bostancı’da, iskelenin belki elli metre ötesinde koskocaman bir lağım ağzı vardı mesela. Kahverengi bir su akar, denize karışırdı. Yüzeysel kirliliği göre göre kıyıdan yüzmektense Adalar’dan suya girmek daha mantıklıydı. Göz görmeyince gönül katlanıyordu nihayetinde.

Hangi adaya gidersek gidelim, dönüşte Büyükada’ya, yazları orada yaşayan büyükbabamlara uğrardık. Bazen yer içer, son vapura güç bela yetişir, bazen bir gece kalır, ertesi gün de bu defa Viranbağ ya da Yörükali’de ‘deniz banyomuzu’ alır, öyle giderdik.

Bu ziyaretlerde felçli olduğu için sahile pek inemeyen büyükbabam arada lafı kirlenen Marmara’ya getirir, “Deniz nasıl?” diye sorardı. “Yosun çokmuş diyorlar.”

Yosun bir kirlilik göstergesiydi. Dibi yosunla kaplanan denizler pisti, öyle diyorlardı. Suyun kirliliği yosunların ne kadar yayıldığıyla, çoğaldığıyla ölçülürdü. Sonra büyükbabam bizi alır, gençliğine götürürdü. İnsanların Haliç’te bile yüzebildiği günlere… “Ben de yüzdüm, dibi görünürdü o zaman” derdi.

Serdar Soydan, Kalpazankaya'nın yosunlu denizinde. 1990'ların başları...

Annemin babası, yani dedem de bir Samatyalı olarak Kumkapı-Yedikule arasını anlatır dururdu. Sandal sefalarını, denizin cam gibi oluşunu, balık çeşitliliğini…

Ailesinin hali vakti yerinde arkadaşlarım, büyüklerinden duydukları “Marmara’da yüzmek mi? Ege ve Akdeniz dururken o pis sularda yüzülür mü hiç?” cümleleriyle bizi akıllarınca tahkir ederlerdi.

Küçüklüğüm İstanbul’da denizin, yani Boğaz ve Marmara’nın ne kadar kirlendiğini, nasıl kirlendiğini, balık çeşitliliğinin nasıl azaldığını dinleyerek geçti. Yosunlar, denizanaları, suyun üzerini kaplayan yağ tabakaları yahut Adalar’da şnorkelle yüzerken karides görüp görmediğimiz hep suyun temizlik/kirlilik kıstaslarıydı. Sonra koli basili çıktı. Derken bir senedir hayatımızda müsilaj var. Marmara’nın ölmek üzere olduğu, hatta öldüğü konuşuluyor. Kirlilik geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiş ne yazık ki…

Boğaz’daki ve Marmara’daki kirliliğin dert edilmesi yeni bir şey değil tabii. Benim henüz doğmadığım, hatta dedemin dedesinin dahi doğmadığı zamanlarda da –inanmayacaksınız ama– bahsi geçiyormuş.

Birazdan anlatacağım, 1937 yılında Tan gazetesinde çıkmış yazı dizisine göre, 14. yüzyılda yaşamış İbni Batuta’nın seyahatnamesinde Haliç’in ‘taaffün etmekte’ olduğu yazıyormuş. Düşünün, yedi asır önce de birileri Haliç’in pis kokmaya, kokuşmaya başladığını konuşmuş, yazmış!

1937 yılının temmuzunda, dört gün boyunca Tan’da tefrika edilmiş, Selahattin Güngör imzalı[1] röportaja gelecek olursak…

Okuyuculara “İstanbul Kıyılarında” başlığıyla sunulan yazı dizisi şu paragrafla tanıtılmış.

İstanbul bir deniz şehridir. Her İstanbullu denizde yıkan­mak hakkını haizdir. Sıcaklar başlayınca herkes denize ko­şar. Fakat yıkandığımız yerler temiz midir? Deniz hamam­larına güvenilebilir mi? Nerelerde yıkanılabilir ve denizde yıkanma yerleri nasıl temizlenebilir? TAN iki haftadan beri, İstanbul’un maruf doktorlarından ikisinin refakatinde bir heyete, bütün sahilleri dolaşmak suretiyle tetkikat yaptırmış ve bütün bu sahillerin fotoğraflarını aldırmıştır. Bugünden itibaren bu fotoğrafları ve TAN muharririnin de bu sahille­rin içyüzünü anlatan röportajlarını neşre başlıyoruz. Bu neş­riyatın sonunda doktorlarımızın raporlarını neşredeceğiz.”

1937 yazında Tan muharririne arız olan bu temizlik merakı mesnetsiz değil. İstanbul’da tifo salgını var. Belediye ardı ardına temizlik önemleri alıyor, şehrin her yanında denetlemeler yapılıyor, hatta ne yazık ki çöpleri dağıttıkları için sokak hayvanları itlaf ediliyor, öldürülen kedi başına ödül teklif ediliyor vatandaşlara.

Böyle bir atmosferde yapılıyor bu tetkikler.

Zaten daha ilk tefrikanın sonunda tifo tehdidinden dem vuruyor Güngör. İlgili kurumların saydıkları ve sayacakları bölgelerde deniz girmeyi yasaklamasını istiyor.

“Hastalıklı kimselerin mikropla­rını taşıyan çamaşırlar da bu su­larda yıkanıyor. Eski paçavraların yüzdükleri yerde kendilerini bekleyen akıbetten habersiz yüzen yav­rucuklar var. Bu yavrucuklar tifo mikrobunun deniz suyunda iki ay kadar yaşadığını düşünecek çağda değillerse, onlara bunu anlatmak ve açıkta denize girmeyi yasak et­mek lazımdır. Yedikule’den Ahırkapı’ya kadar sahil mıntıkasında da denize girenler çoktur. Topha­ne ile Salıpazarı ve Fındıklı sahilleri de temiz değildir. Halkımızın sağlık işleriyle çok yakından meşgul olan alakalı makamların, bu saydığımız mıntıkalarda denize girmeyi derhal yasak edeceğine şüphe etmiyoruz.”

Yazı dizisinin ilk gününde Haliç’i, ikinci gününde Kumkapı-Samatya arasını, üçüncü gün Moda’dan Caddebostan’a kadarki kıyıları, son günse Karaköy-Bebek hattını dolaşıyor Selahattin Güngör. Yanında Tan gazetesinin foto muhabiri Hilmi var. Foto Hilmi!

Büyük oranda doğruca denize dökülen lağım sularından, atılan çöplerden şikâyet ediyor. Sanayi atıkları henüz dişe dokunur bir kirlilik kalemi değil, Ergene derin deşarj projesinin hayata geçmesine de uzun yıllar var tabii. Evsel atıklar ve lağım dışında sadece iki ‘kirletici’ söz konusu ediliyor. Biri Salı Pazarı Plajı yakınındaki gazhane:

“Sular o kadar fena kokuyor ki,........

© K24


Get it on Google Play