We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Çöpe attıysanız bir şey kaybetmezseniz”

2 14 30
28.03.2019

Karıncaların Günbatımı üzerine yazdığım yazıda alıntıladığım ve aşağıda Türkçe çevirisini okuyacağınız mektup, Zaven Biberyan’ın, Paris’te yaşayan gazeteci ve yazar dostu Hrant Paluyan’a hitaben kaleme aldığı kısa özyaşamöyküsüdür. Paluyan’ın –herhalde Paris’te yayımladığı gazetesi Zvartnots’ta veya başka bir mecrada kullanmak için– rica ettiği bu metni 3 Aralık 1962’de yazan Biberyan, o sırada 41 yaşındadır –henüz başyapıtı Karıncaların Günbatımı’nı yazmamıştır– ve bu birkaç sayfa vesilesiyle, gelgitlerle dolu edebî-siyasî hayatının bir muhasebesine girişir. Satırlarında Türkiye’de Ermeni bir yazar olmanın, Ermenice yazmanın kendisi için ne ifade ettiğine dair önemli “itiraf”larda bulunan Biberyan, aynı zamanda dönemin siyasal-kültürel ortamına dair tanıklığını da, sınırlı cümlelerle de olsa, yansıtır. Kendisini dinleyecek, içini dökebileceği birini bulduğu için heyecanlı görünür, ancak bir yandan da dostunun vaktini “boş laf”larla aldığı için çekinir, hatta mektubun sonunda özür diler bir tonla, mektubu için, “sabredemeyip okumadan çöpe attıysanız bir şey kaybetmezsiniz, emin olun” diye yazar. Parisli yazar Krikor Beledian’ın arşivinde bulunan mektup Karıncaların Günbatımı’nın 2007’de Aras tarafından yapılan Ermenice baskısında gün yüzü gördü. Türkçede ise ilk kez yayımlanıyor.

İstanbul, 03.12.1962

Sevgili Bay Paluyan[1],

Zvartnots’un[2] son sayısını aldım ve birdenbire benden yaşamöykümü istediğinizi hatırladım. Özür dilemek mazeret sayılmaz. Dolayısıyla, bu kadar gecikmenin nedeninin fazlasıyla surchargé [yüklü, yoğun] olmamdan kaynaklandığını söylemem bahaneden ziyade bir açıklama olur. Lafın kısası, Marmara’nın[3] siyasal haberler bölümü editörlüğü yetmiyormuş gibi, iki aydır 16 büyük sayfalı siyasî-sosyal-edebî bir haftalık gazetenin[4] editörlüğünü de başıma sardım. Günde en az on iki saatlik mesai. Vaziyeti tahayyül edebilirsiniz. Haftalık Nor tar’ı daha yurt dışına bile gönderemedik.

Yaşamöyküm… Ne diyebilirim, bilmiyorum. Sizin için ne ilginç olabilir.

1921’de doğdum, Ocak 13’te (Alaturka yeni yılda), Boğaziçi’ndeki Çengelköy’de. Fakat 3-4 yaşımdan sonra Kadıköy, Moda’da yaşadım. İlkokulu Sultanyan’ın Dibar Grtaran’ında[5] okudum, sonra Moda’daki Fransız Saint-Joseph kolejinde ve Ticari İlimler Akademisi’nde öğrenim gördüm.

Okuyup yazmaya çok küçük yaşta başladım. Hatırladığım kadarıyla on yaşındayken roman (!) yazıyordum. Kültürüm Fransızcaydı. Zaten yirmi yaşına kadar o dilde yazdım (hepsi de çöp kovasını boylamaya layık ondan fazla roman), çünkü Ermenice bilmiyordum.

1940’ta, 19 yaşında Avrupa’ya gittim. Tam da Alman ordularının Hollanda ve Belçika’ya saldırıp drôle de guerre’e [Tuhaf savaş][6] son verdiği gün. Elbette Bulgaristan’dan öteye geçemedim. SS’ler o ülkenin havaalanlarını işgal etmeye başladıklarında, beni geri gönderdiler.

1941’in güzünde askere alındım ve 1945’in baharına kadar 42 ay, gayrimüslimlere özel çalışma kamplarında, “nafıa takımları”nın emrinde bulundum. Anadolu dağlarında, İzmir’den Gürcistan sınırına, Karadeniz’den Adana’ya ve Hatay’a 42 ay, hep çadır altında. Tabiat unsurlarıyla, açlıkla, tropical malaria’yla [sıtma] boğuşarak. Bu üç buçuk seneye çok acıyorum. Gençliğimin en güzel üç buçuk senesi: Yaban dağlar ve ormanlarda.

Ama bu 42 ay sayısız sayfa heceleyerek ve her kelimenin imlasını sözlükten kontrol ederek Ermenice öğrenmem için fırsat oldu. Bu çalışma bir inadın........

© K24