We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Goethe ve Cornell’i bir ormanda buluşturan; beklenti ve zaman

6 1 0
14.04.2022

“Kendisine açılan yüce bir ruh görmekten daha sıcak, gerçek bir sevinç yoktur dünyada.”

Johann Wolfgang von Goethe (Genç Werther’in Acıları)

Cam kapaklı gölge kutuların içerisine dünya sığar mı? Bir insan hayatında hiç gitmediği yerleri nasıl olur anlatabilir? Kişinin yeteneğini keşfetme sınırları belli midir, yoksa bu sonsuz bir dehliz midir? Joseph Cornell bu soruların hepsini sorar. Üstelik verdiği cevapları ya kutuların içine saklar ya kolajlarında birleştirerek sunar ya da bir film olarak çoktan çekmiştir. Cornell bir öncüdür. Sessiz, sakin hayatının aksine, fantastik rüyalarını nesnelerle buluşturarak renkli gölge kutulara sığdıran ve günümüz Pop Art, kolaj sanatının evriminde büyük rol oynayan usta isimlerden biridir.

Sanat eğitimi almamış olmasına rağmen kendini yetiştiren sanatçı, babasının ölümünün ardından annesine ve kardeşine bakmak için çeşitli yerlerde çalışır ve kendini onlara adar. Yaşadığı aile evinin kiler katında ise eserlerini yaratır. Cam kapaklı kutulara yerleştirdiği kırılgan dünyasında, nesneler dönüşerek onun hikâyesini anlatır. Her kutu bir kitap gibi ya bir öyküyü sırtlar, taşır ya da bir şiir gibi ulaşır izleyene. Cornell, 1930’lu yıllarda ilk kolajlarını, gölge kutularını tasarlar. East of Borneo isimli Hollywood filmini keserek kısa, deneysel ve avangard bir film olan Rose Hobart’ı yaratır. ‘40’lara gelindiğinde filmlerine yenilerini ekler ve kutular, ikinci el malzemelerin kusursuzca birleşerek sihirli ilişkileri yansıttığı, usta tasarımlara dönüşür. Eserlerindeki özgünlüğün yanı sıra nesnel çeşitlilik romantik, şiirsel, sürrealist tavrının renkleridir adeta.

Joseph Cornell, Sabun Köpüğü Seti (1936)

1936 yılında Sabun Köpüğü Seti ile Modern Sanat Müzesi’ndeki Fantastik Sanat, Dada ve Sürrealizm sergisine katılan sanatçı hayli ilgi çeker. Aynı serinin devamı niteliğinde birçok eser üretir. Gölge kutularında Cornell çocukluk yıllarının da anılarını sunar bize.

Cornell’in 20. yüzyılın en sıra dışı sanatçılarından biri olduğu kesin. Amerikalı sanatçı, hayatı boyunca yaşadığı yerin dışına seyahat etmeyi ya da Avrupa’yı görmeyi tercih etmez. Buna rağmen dünya hakkında çok derin bilgiye sahip olması kimileri için şaşırtıcıdır. Oysa eserleriyle izleyeni 19. yüzyılın Avrupa turuna çıkararak, hem zamanda hem de mekanda seyahat etmeyi başardığını her defasında kanıtlar.

Cornell’in şehir gezilerinin ya da günlük yürüyüşlerinin uğrak yerleri antikacılar, ikinci el eşya satan dükkânlar, hediye pazarlarıdır. Topladığı eski eşyalar kimi zaman bir kartpostal, bilet, harita, kimi zaman ise kâğıttan balerin ya da kuş olabilir. En nihayetinde hepsini bir sanat yapıtının imgesine dönüştürür. Joseph Cornell çevresinde bulduğu nesneleri özenle seçen ve biriktiren, çok iyi bir koleksiyonerdir aynı zamanda. Topladığı nesnelerle oluşturduğu bu cam kapaklı gölge kutular ise onun nadire kabineleridir.

Cornell, annesi ve kardeşinin ölümünden sonra da yaşam şeklini değiştirmez, New York’tan asla........

© K24


Get it on Google Play