We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kumarbaz’ın yerinde

3 2 0
05.05.2022

Yolumun Baden-Baden’a düşeceği aklımdan geçmezdi. 19. yüzyıl romanlarının iştahlı okurları o romanlardaki müthiş sahnelerin geçtiği yerleri hep merak ederler ama oralara bir hac yolculuğunu hayal bile edemezler. Şahsen elimden geleni yaptığımı, sırf Emma Bovary’nin kapalı bir kira arabasında sevgilisi ile son buluşmasında durmadan Rouen Katedrali’nin etrafında döndüğü sahneyi koklamak için o asık suratlı şehre yolumu düşürdüğümü söylemeliyim. Şiirsel adalet midir bilmem, Baden-Baden Kunsthalle müzesinin yeni küratörleri olan arkadaşlarım, Çağla İlk ve Adnan Yıldız adlı iki cin, sevdiğim bir yönetmen olan Ulrike Ottinger’le ilgili müthiş bir sergi açmışlar burada, beni de bienal için gittiğim Venedik’ten Baden-Baden’a davet ettiler. Ottinger’in filmlerini ilk kez Ankara’da Uçan Süpürge Festivalinde tanımıştım; anıtsal-punk sahneler kurmayı seven bu çok kendine özgü sinemacıyı Ankara Kalesi dekorunda görmüşlüğüm de var. Yani, Hotel du Nord filminde Arletty’nin dediği gibi: ‘Atmosfer, atmosfer!’ demişken, Fransız Şiirli Gerçekçilik akımının bu ünlü filmini de ‘pek yakında’ İstanbul Sinematek Derneğinin yapacağı bir toplu gösteride göreceğiz. Belki bir iki Ottinger filmini de. Başka bir yerde.

18. ve 19. yüzyılda en popüler günlerini yaşayan, yazarların da sıkça ziyaret ettiği havalı kaplıca kenti Baden-Baden şifalı suları ve kumarhanesi ile ünlüdür. İnsan –denizsiz bir Büyükada’ya benzeyen– bu yerin adını kitaplarda okuyup da şöyle bir dilinde yuvarladığında bile saçma bir lüks duygusu ile dolar. Vronsky’nin atı Frou-Frou ya da Profesör Unrath’ın uğruna perişan olacağı Lola-Lola gibi. Oysa yazarların hayatları genellikle telif için didişmelerle doludur ve oraya buraya seyahatleri çok da romantik değildir. Gogol, Baden-Baden’e defalarca gelmiş, Taras Bulba’nın Almanca çevirisi için pazarlık etmek üzere. Ya da tersine, saçma biçimde romantiktir; Turgenyev de uzun süre kalmış burada, Duman romanı Baden-Baden’de geçiyormuş. Rus yazarlarının bu en ‘Fransız’ı Pauline Viardot adlı Fransız muganniyeye umutsuzca sevdalıdır ve –sanıyorum, sadece sanıyorum– piyanist ve besteci Clara Schumann’la yakın arkadaş olan Viardot burada konserler verdiği için, Turgenyev de Dostoyevski’nin Kumarbaz romanındaki aşkperest General gibi, Baden-Baden’e Viardot’nun peşinde dolanmak için gelmiş. Sahnelerin yıldızı Clara ile Pauline ikilisinin, proto-feminist bir tür Thelma ve Louise olarak onunla epeyce dalga geçtiklerini düşünmek hoşuma gidiyor.

Eğer telif ya da aşk peşinde değillerse de safdildir yazarlar. Ivan Gonçarov da Tolstoy da kumarhanede epeyce ütülmüşler ve eğer şehir müzesi yalan söylemiyorsa ikisi de 14 Temmuz 1857’de güncelerine aynı şeyi yazmış: “Akşam 6’ya kadar rulet. Her şeyi kaybettim.”

Fransızlar da ucundan takılmışlar Baden-Baden’e; Hugo, Balzac, Flaubert… Ama sadece Paris’in sayfiyesi gözüyle bakarak.

Fyodor Dostoyevski, 1876.

Baden-Baden’i ağızda en acı lezzeti bırakacak şekilde, hem nalına hem mıhına anlatan ise elbette kendisi de kumar tutkunu olan Fyodor Dostoyevski. Gerçi Kumarbaz romanında anlattığı kentin adı Roulettenburg’dur (Rulethisar?) ve kumarhanelerinde hem ütüldüğü hem kazandığı, ama daha ziyade ütüldüğü Baden-Baden, Bad Homburg ve Wiesbaden’in alaycı bir karışımıdır. Romanda yazarın ikizi olan Aleksey İvanoviç zengin bir generalin evinde özel öğretmencik, dış kapının bir mandalıdır, her zaman kovulmaya ya da aşağılanmaya hazırdır. Ne var ki, tipik bir Dostoyevski kahramanı olarak kendini zaman zaman bir böcek gibi, zaman zamansa ‘bütün bu insanlar’dan, ‘şu bizimkiler’den üstün görür. “Neden vaktimi bu General’le ziyan ediyorum, niye çoktan ayrılmadım bunlardan?” Öte yandan General’in........

© K24


Get it on Google Play