Hamam, Doğu’ya ilişkin fantezilerin daima ilgilendiği bir mekân; 17. İstanbul Bienalindeki bazı işlerin de bu ilgiden yararlandığı söylenebilir. 18. yüzyılda çinilerinin çoğu yerlerinden sökülüp Parisli bir antikacı tarafından satılan Zeyrek’teki Çinili Hamam’ın da başlıca cazibeleri arasında mekânın aydınlığı ve dinginliği var. Ama tabii biz bugün hamamın restorasyonla ‘temizlenmiş’, ‘arındırılmış’, tarihin izlerinden masunlaştırılmış hayaletine bakmaktayız; özellikle de pandemi sonrası ‘…. sizin için özellikle sterilize edilmiştir’ ibaresinin içimize sular serptiği şu dönemde. Evet burası bir hamam, ama vücut ve kirleriyle değil, havada gezinen tınılar ve arındırıcı ahenklerle dolu bir arınma mekânı. Sanatçı Renato Leotta’nın hamamın ön bölümündeki ses işi, suyun altında ormanlar halinde nazlı nazlı salınan ve ‘eko-sistemin sağlıklılığının göstergesi’ sayılan deniz börülcesi bitkisinden ilhamla mekâna yayılıyor. Bu, sazların teker teker sahne aldıkları, ardından birleşerek bir bütün halinde kulağa ulaştıkları post-Romantik denebilecek bir tını örgüsü. Mahler’in senfonilerinden birinin mekâna iplik iplik yayılıp giderek mekânı kapladığını düşünün. Müzik, hamamın her odasına yerleştirilmiş hoparlörlerden değişik anlarda seyirciye ulaşıyor ve bu Batılı müziğin kromatik ahengi hamamın mekânına atfettiğimiz ahenkle örtüşüyor. Hamamın öbür bölmesinde ise ‘Okyanusya bölgesindeki deneyimlerinden yararlanan’ Taloi Havini’nin ‘Buka adasının okyanus yolculuklarını konu alan şarkılar’, ‘sonar haritaların hidrofon kayıtları’ ve çağdaş besteci Ben Hakalitz’in çalışmalarından esinlenen işi var. O da bir Batılı yerellik fantezisi; bize uzaktan uzağa seslenen nefesliler Batı’nın ‘bakir uzaklar’ ya da ‘soylu vahşi’ fikrini çağıran bir ahengi … terennüm ediyorlar, demekten kendimi alamayacağım, çünkü tınılarla işlenen bu ses fantezileri bu oryantal mekânın, hamamın dinginliğiyle, ses üretme kapasitesi ile yıkanıp yunmuş oldukları için de şahaneler. Kese kısmı es geçilmiş olarak.

Fantezilere uygun mekânlar gerek. Mekân ve dekorla çok ilgili olmaları sebebiyle oryantalist olanlar için özellikle. Taner Ceylan’ın Aheste Çek Kürekleri Mehtab Uyanmasın sergisi de kendisi için seçilmiş mükemmel mekânda, Sipahiler Ağası Mehmet Ağa Yalısı’nda bütün ihtişamıyla karşımızda. Daha uygun bir mekân olamazdı; böylece, mitolojinin, oryantal fantezilerin, çağdaş güç gösterilerinin erkek bedenini yorumlayışını konu edinen Taner Ceylan’ın resmettikleri de en oryantal çağrışımlarla donanmış olarak bize ulaşıyorlar. Dekor, hatta özellikle çiniler, çini döşeli duvarlar burada da önemli; öte yandan, derin ve yaralı tefekkür hallerinden kurban edilme sahnelerine, şiddet imalarından vecd pozlarına kadar birçok şeyi birleştiren sahnelemeler Salomé hikâyesinden karanfilli Osmanlı askerine kadar uzanıyorlar. Bu büyük boyutlu resimler her zaman bakışın daha fazlasını talep ediyorlar. Kimisinde içlerindeki harem dekorları bunu yapıyorsa başka işlerde de bir duygu yoğunluğu aynı şeyi talep ediyor. Aheste çekilen kürek aslında en şiddetli dalgaları göğüslemeye talip. Çinili Hamamdaki ses örgülerinin incelterek havaya yaydığını Taner Ceylan resimleri kalın kalın resimsel alana ve mekâna yayıyorlar.

Taner Ceylan, Moonlit Night, 2019, Oil on canvas, 240 x 160 cm

Taner Ceylan’ın girişiminde bir parodi payı bulmak çok mümkün, beğendiğim de bu; ilk açtığı sergi sanat ortamının ilgisini çekmek üzere sahnelenmiş bir parodi ve oyundu. Zaman içinde erkek bedenine erotik bir biçimde bakmaktaki ısrarı çeşitli debdebeli resim anlayışlarını da (Fransız neoklasik okulu, manzara resmi gibi janrı, sembolizm) içererek genişledi ve bu resimleri giderek ‘tablo’laştırdı.

Onun erkek bedenini ele almaktaki ısrarı esnasında temalarını seyircinin teatrallik ihtiyacını körükleyerek kabul ve arzu edilebilir kılma stratejisinde bir oyunsuluk ve kurnazlık buluyorum. Parodiye ihtiyaç varsa parodi vermeli.

GİRİŞ RESMİ:


Çinili Hamam

"
QOSHE - Bienal ve Bienaldışı – Oryantalizmler - Fatih Özgüven
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bienal ve Bienaldışı – Oryantalizmler

2 1 0
15.10.2022

Hamam, Doğu’ya ilişkin fantezilerin daima ilgilendiği bir mekân; 17. İstanbul Bienalindeki bazı işlerin de bu ilgiden yararlandığı söylenebilir. 18. yüzyılda çinilerinin çoğu yerlerinden sökülüp Parisli bir antikacı tarafından satılan Zeyrek’teki Çinili Hamam’ın da başlıca cazibeleri arasında mekânın aydınlığı ve dinginliği var. Ama tabii biz bugün hamamın restorasyonla ‘temizlenmiş’, ‘arındırılmış’, tarihin izlerinden masunlaştırılmış hayaletine bakmaktayız; özellikle de pandemi sonrası ‘…. sizin için özellikle sterilize edilmiştir’ ibaresinin içimize sular serptiği şu dönemde. Evet burası bir hamam, ama vücut ve kirleriyle değil, havada gezinen tınılar ve arındırıcı ahenklerle dolu bir arınma mekânı. Sanatçı Renato Leotta’nın hamamın ön bölümündeki ses işi, suyun altında ormanlar halinde nazlı nazlı salınan ve ‘eko-sistemin sağlıklılığının göstergesi’ sayılan deniz börülcesi bitkisinden ilhamla mekâna yayılıyor. Bu, sazların teker teker sahne aldıkları, ardından birleşerek bir bütün halinde kulağa ulaştıkları post-Romantik denebilecek bir tını örgüsü. Mahler’in senfonilerinden birinin mekâna iplik iplik yayılıp giderek mekânı kapladığını düşünün. Müzik, hamamın her odasına yerleştirilmiş hoparlörlerden değişik anlarda seyirciye ulaşıyor ve bu Batılı müziğin kromatik ahengi hamamın........

© K24


Get it on Google Play