We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Jale Özata Dirlikyapan ile mesafeyi söyleşmek

5 23 1
23.06.2022

Mesafeyi Aramak: 2010’lu Yılların Romanları Üzerine Yazılar kitabının derleyicisi Jale Özata Dirlikyapan ile kitabın yazarlarından biri olarak derlemenin mahiyetine dair konuştuk. Burhan Sönmez’in Masumlar, Ayhan Geçgin’in Uzun Yürüyüş, Deniz Gezgin’in YerKuşAğı, Ayşegül Devecioğlu’nun Güzel Ölümün Öyküsü, Elif Şafak’ın On Dakika Otuz Sekiz Saniye, Akif Kurtuluş’un Ukde, Sema Kaygusuz’un Yüzünde Bir Yer, Haydar Karataş’ın Gece Kelebeği: Perperık-a Söe, Irmak Zileli’nin Son Bakış, Kerem Eksen’in Uyku Krallığı, Behçet Çelik’in Belleğin Girdapları, Gaye Boralıoğlu’nun Dünyadan Aşağı, Sezen Ünlüönen’in Kıymetli Şeylerin Tanzimi, Yıldız Ecevit’in Kozmik Komedya ve Ayfer Tunç’un Dünya Ağrısı romanlarına dair yazıların olduğu derlemenin oluşum fikrini, açtığı imkânları, kısıtlarını, doğurduğu başka fikirleri tartışarak eleştirmen, metin, teori ve güncellik arasındaki mesafeler üzerine söyleştik.

***

Mesafeyi Aramak’ta on beş yazar, 2009 sonrasında basılmış on beş romana çeşitli meşrep, tarz ve mesafelerde yaklaşıyor. Yazarların hepsi değişik derecelerde akademiyle ilişkili kişiler; eleştirmen, edebiyat tarihçisi, yazar, sosyal bilimci sıfatlarıyla tanınıyorlar. Akademinin hem yayın dünyasından hem de yakın dönem edebiyatından uzaklığı sıklıkla dile getirilen bir eleştiri. Bu eleştiri, yirmi yıl öncesindeki haklılığı koruyamasa da yine de haklılık payı var. Mesafeyi Aramak bu payı azaltacak, çağdaş edebiyatla akademi arasındaki mesafeyi biraz daha azaltacak bir girişim oldu. Bu kitabı hazırlama fikri sende nasıl ve hangi saiklerle oluştu? Derlemeye katkıda bulunacak yazarlar ve hakkında yazılacak romanlar nasıl bir usulle belirlendi?

Evet. Tam da söylediğin gibi, akademinin güncel edebiyata uzaklığına ilişkin eleştiriler epey yaygın. Son dönem romanlara yönelik akademik ilginin ve eleştirel perspektifin eksikliği sık dile getirilen bir mevzu. Böyle bir derleme hazırlama fikri de akademisyenlerin eleştirel ilgilerini son yıllarda yazılmış romanlara yöneltmelerini sağlamak, halihazırda bu ilgiye sahip olanlara da kapsamlı analizler yapmak için fırsat sunmak amacıyla belirdi bende. Bizzat çalışmalarını ilgiyle takip ettiğim, eleştirel dikkatleriyle son dönemde yazılmış romanlara farklı açılardan yaklaşacaklarını ve ufuk açıcı yazılar yazacaklarını düşündüğüm akademisyenlere ve yazarlara teklif götürdüm. 2010 yılından sonra yayımlanmış Türkçe romanların geniş bir listesini hazırlamıştım. Yazmayı kabul eden yazarlara bu listeyi gönderdim ve önemli olduğunu ya da daha çok ses getirmesi gerekirken biraz kıyıda köşede kaldığını düşündükleri, edebiyat kamusunca ilgi gören ama çeşitli nedenlerle o kadar da etkili bulmadıkları ya da yeterince anlaşılmadığını / yanlış anlaşıldığını düşündükleri tek bir roman seçmelerini istedim. Sonraki aşamalarda birebir yazışmalarla romanlara karar verdik. Kuşkusuz, dışarda kalan pek çok roman oldu. Ama son 10 yılın romanları içinde belirgin bir hat tespit edildi ilk derlemeyle.

“Sunuş” yazında seçilen romanların çoğunun “anımsama, geçmişle hesaplaşma, travmalar çevresinde dönen, geleceğe dair bir beklentisi olmayan, ya da bu beklentisizliğin acısını şimdiden çıkaran ve onu delik deşik eden ya da geçmişe saplanmış” (s. 13) metinler olduğunu ifade ediyorsun. Dediğin gibi dışarıda kalan birçok roman olmasına rağmen bir eleştirmenler grubunun bir dönemin romanlar grubuna bakarken bu temanın ana hatta belirmesini nasıl yorumlarsın? Kitabın adına taşıyacak kadar önemsediğin mesafe kavramı açısından düşündüğümüzde burada etkili olan bu türden romanların geçmişe göre daha güçlü bir şekilde belirmesinin çağrısına kapılmak mı yoksa eleştirmenler arasında yükselen okuma pratikleri, yorumlama siyasetleri mi? Tabii bu ikiliğin arasında ya da ötesinde başka saikler de olabilir.

Hatırlama, hatırlatma arzusu edebiyatta 2000’li yıllardan itibaren kendini yoğun olarak hissettirmeye başlamıştı zaten. Bunun aynı zamanlarda daha sık dile dökülen “geleceksizlik” hissiyle yakından ilgisi var gibi geliyor bana. Edebiyat bu geleceksizliği hissetmemize neden olan hangi olayların, hangi duygulanımların üzerinden atladı? Onlara gözünü dikip bakamadı? Şükrü Argın 2008 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide söylemişti bunu:

“12 Eylül, edebiyatımızın bakmadığı değil, bakamadığı bir olaydır. Başka bir deyişle, edebiyatın gözlerini kaçırdığı değil, gözlerini üzerine çeviremediği bir olaydır 12 Eylül. Baksa, bakabilse, tıpkı içinde yer aldığı toplum gibi, kendi felaketini görecektir çünkü.”

Bu sözler ilk okuduğum andan itibaren çok sık aklıma gelmiştir. Şimdi bu kitapta ele alınan bazı romanların bunu yapabildiğine tanık oluyoruz. Bu kitapta ele alınmayan başka romanlar da var elbette. Aynı söyleşide Argın, 12 Eylül’ün bizim tarihimizde açtığı yarıktan söz eder, “üzerinden ancak unutuşun ipine tutunarak atlayabileceğimiz bir yarık...” Küresel ve yerel ölçekteki toplumsal-siyasi gelişmelerle varlığı mümkün kılınıp sürekli beslenen geleceksizlik hissi ve teknolojik gelişmeler üzerine tahayyüllerin yol verdiği distopyalardaki artış, bir yandan da belleksizleştirilmeye çalışılan toplum, geçmişi unutmayı mutluluğun temel formülü olarak ortaya atan popüler psikoloji, vs., sosyal ve beşeri bilimlerde hafıza çalışmalarına hız verdi. Edebiyatta popüler nostaljik yönelimlere yanıt vermek üzere, yüzeyseli hatırlamak ve hatırlatmakla yetinen romanların sayısındaki artışla birlikte, halihazırda çoğunluğun hissettiği nostaljik melankoliyi besleyecek........

© K24


Get it on Google Play