We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Loş olsa da ışıltılı

3 10 1
16.06.2022

Tobias Wolff’un öykü kitabı Hikâyemiz Burada Başlıyor [1] ile Raymond Carver’ın denemelerinin bir araya getirildiği Yazmak Üzerine [2] yakınlarda, birkaç ay arayla yayımlandı. Zamanlama manidardı doğrusu. Amerikan edebiyatının bu iki usta öykücüsü yakın arkadaş olmalarının yanında, bazılarınca aynı edebi ekolün içinde sayılırlar. Nitekim, Carver da “Dostluk” başlıklı denemesinde bundan söz ediyor.

“İngiliz gazete ve dergilerinde yazılar yazan eleştirmenler bir süredir onlara ‘Kirli Gerçekçiler’ diyor, ama [Richard] Ford, Wolff ve Carver bunu ciddiye almıyor. Başka bir sürü şeyle dalga geçtikleri gibi bununla da dalga geçiyorlar. Kendilerini bir grubun parçası gibi hissetmiyorlar. […] Kendilerini bir akıma ait ya da onun öncüsü olarak görmüyorlar. […] Eserleri ve kişilikleri meltem ile tuzlu su kadar farklı. Benzerliklerin yanı sıra bu farklılıklar ve tanımlanması zor başka bir şey onları dost kılıyor.” (s. 59)

Carver sadece “kirli gerçekçilik” tabirini değil, kendi öykülerine sıklıkla yakıştırılan “minimalizm” tabirini de pek hoş karşılamamıştır.[3] Gelgelelim Carver’la Wolff’un Türkiyeli okurların karşısına ilk kez beraber çıkmaları da yine “kirli gerçekçilik” dolayımıyla olmuştu. Notos Öykü’nün 6. sayısının dosya konusu “Kirli Gerçekçilik ve Raymond Carver”dı ve bu dosyada hem öykü hem söyleşisine yer verilen iki yazar yer almıştı: Carver ve Wolff. Her ikisiyle yapılmış söyleşilerde onlara “kirli gerçekçilik”le ilgili sorulmuş bir soru olmamakla beraber bir başka ortak noktaları olduğu ortaya çıkmıştı: Çehov. Carver, ilgisini çeken yazarların kimler olduğu sorusuna verdiği yanıtta anmıştı büyük öykücüyü; Wolff ise “canlı imgelemlerle okuyucunun heyecanını uyandırmayı nasıl başar[dığı]” sorusunu yanıtlamaya onunla başlamıştı:

“Çehov’un kardeşi Nikolay’a yazdığı mektuplardan birinde yazma eylemini betimlediği, bilindik bir paragraf vardır. ‘Yıldızlı bir geceyi betimlerken sadece semanın güzelliğinden ve mürekkep rengi göğe yayılmış noktalar halindeki hoş yıldızlardan bahsetmeyiniz’ der bu paragrafta. ‘Kırılmış bir cam parçasını ve üstüne yansıyan ay ışığını ve birdenbire karanlıkta siyah bir top gibi önünüzden geçen kurdu betimleyin’ diye devam eder. Bu, iyi bir öyküde karşınıza çıkacak beklenmedik olguların, mesela bu cam kırığının, gerçekten farkına varan böyle bambaşka bir bakış açısıdır. Bu Çehov’a özgü bir şeydir. Ben bunu karakterlerin betimlenmesinde de uyguluyorum.”[4]

Carver, Yazmak Üzerine’deki birkaç yazısında da Çehov’a değiniyor, bir yazısıysa bütünüyle onun öykücülüğüne bir övgü. “Bilinmeyen Çehov” başlıklı bu yazıda Carver, Çehov’un başka bir yazarın kulağını çekerken şunları söylediğini aktarıyor:

“Tembelliğin her öykünün satırlarının arasından fırlıyor. Cümlelerin üzerinde çalışmıyorsun. Buna mecbursun, biliyorsun. Sanatı yapan budur.” (s. 118)

Carver, 1983’te Paris Review’a verdiği mülakatta da Çehov’un bir mektubundaki şu cümlelerden çok etkilendiğini belirtir:

“Dostum, olağanüstü ve hatırlanan işler becermiş, olağanüstü insanlar hakkında yazman gerekmiyor.”[5]

Carver, bir öyküsünde Çehov’u öykü kahramanı da yapmıştır. Fil’de [6] yer alan “Ayak İşi” başlıklı bu öyküyü yazma fikrinin nasıl doğduğunu anlattığı kısa bir yazıysa Yazmak Üzerine’de yer alıyor. Burada da Çehov’a olan düşkünlüğünü, “uzun zamandır bana çok şey ifade eden yazar” sözleriyle ifade ediyor Carver. Wolff’la Carver’ın yazdıkları öyküleri şu ya da bu başlık/ekol altında bir arada anmak tartışmalı olsa da, Çehov’dan el aldıkları ve öykülerinde onun öykülerinden, öykücülüğünden öğrendikleri kimi kritik noktaları hep gözettikleri yaptığım alıntılarda ortaya çıkıyordur sanırım.

Carver’ın Yazmak Üzerine’de yer alan yazılarından biri de, Shannon Ravenel’le birlikte editörlüğünü üstlendiği The Best American Short Stories 1986 başlıklı kitabın giriş yazısı. 1985 yılı içerisinde okuyup beğendiği öyküler ve Ravenel’in kendisine gönderdiği 120 öykü arasından seçtiği toplam yirmi öyküden oluşan bu kitapta Tobias Wolff’un “Zengin Kardeş” öyküsü de bulunuyor. Birbirinden farklı karakterlerde iki kardeşin anlatıldığı bu öykü Hikâyemiz Burada Başlıyor’da da mevcut. Tobias Wolff, kitabın başındaki “Yazarın Notu”nda, otuz yıl boyunca yazdığı, başka kitaplarında yer almış kitaplardan bir seçki olduğunu belirtiyor bu kitabın. Carver da Wolff’un bu öyküsünü “unutulmaz” sıfatıyla anıyor. Beri yandan “Zengin Kardeş” öyküsünü, aynı derlemeye seçtiği, “yıllardır dünyadaki en iyi kısa kurmaca eserlerin bazılarını sessiz sakin yaz[dığını]” vurguladığı Alice Munro’nun “Monsieur les Deux Chapeaux” [İki Şapkalı Adam] başlıklı ve yine iki kardeşin hikâyesinin anlatıldığı öyküsüyle [7] birlikte okumayı öneriyor.

Wolff’un öyküsündeki iki kardeşten biri, Pete, “çok çalışıp paralar kazan[mıştır,]” kardeşi Donald ise “saplantılı biçimde ruhunun akıbetiyle meşgul[dür]”, çok zaman işsizdir ve işi olmadığında kardeşi Pete’e borçlanıp durmaktadır. Pete, ruhsal bir topluluğa ait çiftlikten kovulan Donald’ı oradan almaya gider; öyküde anlatılan, iki kardeşin işte bu dönüş yolculuklarıdır. Gerek diyalogları gerekse yolda arabaya aldıkları (Pete isteksizdir aslında, Donald’ın ısrarıyla aldıkları) bir üçüncü kişiye karşı tutumlarından ne denli farklı karakterlerde oldukları açık seçik görülür. Üzerinde çok durulmamakla birlikte, çocukluklarından kalma bir şiddet hikâyesi olduğunu da öğreniriz. Donald’ın bir ameliyat geçirdikten sonraki iyileşme sürecinde, ne zaman yalnız kalsalar Pete kardeşinin ameliyat bölgesine yumruklar atmayı huy edinmiştir. Yol sohbetlerinde bu konu açıldığında bunu yaptığını ya da yapmadığını kabul etmeyen Pete konuyu sürekli olarak geçiştirmeye çalışır, hatırlamadığını ileri sürer. Beceriksiz manevralarından bunların hep değilse de arada sırada yaşandığı az çok anlaşılır. Arabaya aldıkları adamın büyük bir olasılıkla palavralar sıktığını, hatta sahtekârın biri olduğunu düşünen Pete onunla kafa bulur, Donald’sa dikkatle dinler. Pete’in uyuyup arabayı Donald’ın kullandığı sırada adam arabadan iner. Pete bunu uyandığında öğrenir, biraz sonra da yola çıkarlarken kardeşine verdiği yüz doları Donald’ın adama –dediğine göre yatırım amaçlı olarak– teslim ettiğini. Bunu duyunca Pete iyice çileden çıkar; kardeşine çalışmadığını, kendisine bakmadığını, kim ne söylerse hemen inandığını söyledikten sonra, “Temelli üstüme kaldın sen benim” der. Donald bozulur ve kendisini arabadan indirmesini ister.

Öykünün sonunda Pete, “keyifle müzik dinleyen hür bir adam gibi kendi kendine gülümse[yerek]” yola tek başına devam eder. (Vurgu eklenmiştir.) Ne ki bir sonraki paragrafta bu “gibi” büsbütün tersine dönecektir.

“Ve bu şekilde, gülümseyerek, başını sallayıp müziğe eşlik ederek iki-üç kilometre daha gitti ve sanki daha şimdiden yavaşlamıyormuş, geri dönmeyecekmiş gibi yaptı, sanki böyle yalnız başına araba kullanabilecekmiş gibi, sanki evinin kapısında karısı karşısına geçip sorduğunda verecek haklı bir cevabı varmış gibi: Hani nerede? Kardeşin nerede?” (s. 108) (“Sanki” ve “gibi”lerdeki vurguları ekledim, sondaki iki cümle metinde de italik –BÇ)

Carver’ın söz ettiği Munro’nun öyküsünde de iki erkek kardeş var: Colin bir okulda öğretmendir, bir yaş küçük kardeşi Ross ise aynı okulda geçici olarak hademelik benzeri bir iş görmektedir. Öykü, okul yöneticisinin Colin’e Ross’la ilgili şikâyetlerini dolaylı ifadelerle aktarmasıyla başlar, işe zamanında gelip gelmediğini sorar Ross’un. Bir de bahçedeki yaprakları temizlerken iki şapka takmasının ne anlama geldiğini. Gerçekten de Ross’un kafasında yeşil-beyaz bir keple pembemsi, hasır bir şapka vardır, bunları üst üste takmıştır. Yönetici, kendisinin de mizah duygusu olduğunu ama çocuklar etraftayken gülünç olmaya çalışmayı tasvip etmediğini söyler. “Onlar her durumda, daha fazlası onlara verilmeden gülecek çok şey buluyorlar. En ufak şeyi dikkatlerinin dağılmasına mazeret yapıyorlar.” Öykü ilerledikçe Ross’un başka tuhaf huyları olduğunu öğreniriz. Anneleri Sylvia onun kafasının teknik-mekanik meselelerde bir deha gibi çalıştığını ileri sürmektedir, Colin’in eşi Glenna’ya göreyse Ross’ta bir dahilik varsa bile, bu dehanın öbür tarafıdır – dalgınlık, derli toplu ve temiz olmama. Beri yandan Glenna’yla Ross iyi anlaşmaktadırlar. Ross, Colin’le Glenna’nın tadilatıyla uğraştıkları yıkık dökük evlerinin bahçesinde eski araba parçalarından kendisine yeni bir araba yapmaya uğraşmaktadır. Bir ahbapları bu araba için seçtiği motorla gövdenin uyumsuz olduğunu, motorun cesameti nedeniyle arabanın çalışsa bile bir gün kaza yapıp devrilmesinin kaçınılmaz olduğunu söyler. Bunu söyleyen okuldaki Fransızca öğretmeni Nancy’dir. Ross’u iki şapkasıyla çalışırken görmüş ve ona “Monsieur les Deux Chapeaux” lakabını yakıştırmıştır. Ona böyle seslenir. Ross ise Nancy’nin böyle bir şey görmüş olamayacağını söyler, –daha önce arada sırada uyuşturucu kullandığını öğrendiğimiz– Nancy çift görmektedir ona göre. Colin, kardeşine ne iki şapka taktığını söyleyebilir ne de yaptığı arabada vahim bir hata olduğunu.

Motorla gövdenin uyumsuzluğunun gerçekten de vahim sonuçlar doğuracak bir hata olup olmadığı öyküde netlik kazanmaz, Colin’in bu konuda fikrini sorduğu, anneleri Slyvia’nın sevgilisi Eddy o görüşte değildir pek, ama Colin huylanmıştır bir kere, ne var ki bunu kardeşine söyleyemez. Öykünün zirve noktası şaşırtıcı biçimde sonlara doğru ortaya çıkar – ne şapkalarla ne arabayla ilgilidir ya da her ikisiyle de ilgilidir, ama hayli dolaylı biçimde. Colin ve Ross’un çocukluğuna gideriz, Colin hatırlıyordur, öykünün dış-anlatıcısı o yıllarda başlarına gelen bir olayı onun zihninin yakınlarından anlatır. İki kardeş kapısı açık unutulmuş bir arabada bir tüfek bulmuşlardır ve Colin’in elindeyken tüfek ateş almıştır. Ross yere düşmüştür, alnında koyu renkli, süzülen bir lekeyle. Silahı doğrulttuğunu ve tetiğe dokunduğunu daha sonra hatırlamayacak olan Ross kardeşini yerde öyle yatar görünce kaçmıştır.........

© K24


Get it on Google Play