We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

"Edebiyat bana göre tektipleşmenin panzehiri"

6 11 42
24.01.2019

Bugün Türkiye’de bir çağdaş çocuk edebiyatından söz edebiliyorsak bu, Burcu Aktaş gibi çocuğu ciddiye alan, meselesi olan, sıradışı kalemler sayesinde diyebiliriz.

Aktaş’ın yeni romanı Vahşi Şeyler’den öncekileri sırasıyla hatırlayacak olursak: Çarpık Ev’de içinde bir filin, canavara dönüşen bir kadının ve daha ne gizemlerin saklı olduğu, göğü delen apartmanların gölgesinde kalmış bir evin sırrını çözmeye çalışan çocuklar aracılığıyla “gerçekten bakmazsak” göremeyeceğimizi... Durmayalım Düşeriz’de, güne acı bir çığlıkla uyanan Yokuşpaşalılar’ın kaybettiklerini geri getirme maceraları aracılığıyla, “hayal etmeyi bilmeyenlerin her şeye inanmaya hazır” olduklarını... İstasyonda Vals’te ise İstasyon Meydanı’nın insanları aracılığıyla değişen kent yaşamında “kaybettiklerimizi, özlediklerimizi” hatırlattı bize Burcu Aktaş.

Hayatını, yaşadığı apartman dairesinin pencere kenarında, o pencereden şehri dürbünüyle gözleyerek geçiren, kitaplarından ve acı tatlı hatıralarından başka hiçbir şeyi, pencere pervazına konan bir kargadan başka hiç kimsesi kalmamış seksen beş buçuk yaşındaki Mualla’nın, sözde medeniyetin yıkıcılığı içinde yolunu kaybetmiş hayvanların, aynı medeniyetin vahşileştirdiği insanların acıklı ancak gerçek hikayesi diyebiliriz Vahşi Şeyler adlı yeni romanı için. Burcu Aktaş’la Vahşi Şeyler üzerine konuştuk...

Yeni romanın bir yanıyla yeni bir Küçük Prens. Her yaştan okuyucuya hitap eden çok katmanlı bir roman. Romanın hangi katmanını okuyacağı okuyucunun kendisine kalmış. Bilmiyorum sen ne dersin bu saptamama?

Böyle düşünmüş olmana çok sevindim. Bu hikâyeyi anlatmaya niyetlendiğim ilk andan itibaren, bile isteye birkaç katman oluşturmaya giriştim. Hem ele aldığım meseleleri katman katman anlatmayı hem de bu romanı okuyanların o katmanlardan hangisi üzerinden gitmek isteyeceği konusunda özgür olmasını tercih ettim. Okur yorumları geldikçe farklı yaş grupları hangi katmanlarda dolanıyor anlayacağım. Merakla bekliyorum.

Metropol hayatının bizi sadece doğal olandan ve doğadan uzaklaştırması değil, hani neredeyse insanlıktan çıkarması da, ilk romanından itibaren senin için önemli bir mesele sanki. Bu sıkıntının altını her romanında giderek daha çok çizdiğini söyleyebilir miyiz? Hatta bu nedenle, Vahşi Şeyler’de şehirin başrolde olmaması düşünülemez geliyor okuyana.

Evet, çarpık metropol yaşantısının etkileri, yan etkileri, eksilttikleri, ıskalattıkları benim için önemli bir konu. Birey olarak da sorguladığım, başa çıkmaya çalıştığım bir mevzu olduğu için her romanda didiklemeye çalışıyorum. Vahşi Şeyler’de dediğin gibi Şehir başrolde. Sınırları fütursuzca genişleyen vahşi betonarme şehirlerin çağı bu. İtirazım var bu işgale ve yabancılaşmaya; ihtiyacım var yaşadığım yabancılaşmayı, yurtsuzluğu anlatmaya. Hele cem-i cümle hayvanın yurtsuzluğuna sebep olmak ister istemez “vahşi”lik hakkında sorular sorduruyor bana. Şehirleri “vahşi”leştirenleri, bunun nereye varacağını kendime sorup duruyorum.

Korkunç bir hız çağında yaşıyoruz. Sen de okuyucunu ısrarla durmaya, bakmaya, yaşar gibi yapmak yerine gerçekten yaşamaya davet eden bir yazarsın. Edebiyatın tektipleşmenin panzehiri olduğunu düşündüğünü söylemiştin bir........

© K24