We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Zamansız: Yazı ve ihlal

5 2 0
04.08.2022

Latife Tekin dört yıl aradan sonra yoğun ve ‘vahşi’ bir aşk anlatısıyla geri döndü: Zamansız, dilsel deneylerin baskın olduğu Buzdan Kılıçlar ve Aşk İşaretleri gibi erken dönem metinlere daha yakın duruyor. Edebi yapı ve hikâyeyi ihlal eden, dili bir ‘baş dönmesi’ hissine ulaşmak için sınıra zorlayan bir metin. Akademik tedbiri elden bırakarak söyleyeyim: Metnin tamamı dilsel bir sarhoşluk, aşırılık ve savrulma hali olarak okunabilir.

Daha kitabın başında anlatıcı şöyle diyor: “Gecenin kalemiyle sabahın defterine… cümleler yazıyorum.” Burada noktürnal, gececil, vahşi hayvanların geceleri dolaşmasını andıran bir şeyler var. Yazarı da, okuru da vahşileştiren bir şeyler. Bu vahşileşme de boşuna değil: Kitaptaki aşk hikâyesi ‘hayvan-oluş’ denen şeye de temas ediyor, uygarlıktan kaçışa da. Latife Tekin, Sibel Oral’a verdiği röportajda kitabı şöyle özetlemiş:

Zamansız, bir arabadan göle savrularak yılanbalığına ve gelinciğe dönüşen bir kadınla erkeğin hikâyesi.”[1]

Bu ‘animalist’ aşk hikâyesinde türler ve zaman-mekân belirsizleşiyor: Metnin kendisi de o arabayla beraber bir savruluşa geçiyor desem yeridir.

Son iki romanı Manves City ve Sürüklenme’de Latife Tekin dilin alanıyla sosyolojinin alanını aynı anda katetmiş, bir yandan dış dünyanın meseleleriyle boğuşurken, bir yandan da dilsel deneylerini sürdürmüştü. Bir yandan siyasi mücadeleleri, dünyada örgütlenme girişimlerini, prekaryayı, fabrikaları ve yeni proleterleri anlatırken, bir yandan da edebi-avangardın ateşini canlı tutmuştu. Bu kitaplar için yazdığım yazıda buradaki asıl maharetin “politik konum ile edebi-avangardı birleştirmek” olduğunu söylemiştim. Son iki kitap böyle bir geriliminde dolaşıyordu.

Zamansız’daysa bu gerilim pek yok: dış dünya ve sosyoloji neredeyse belirsizleşiyor ve bir dilsel yoğunluk arayışı anlatı mekânını iptal ediyor. Sosyolojinin yerini de ontoloji, poetika ve baş dönmesi alıyor. ‘Poetic licence’ denen şeye yakın bir durum. Dil aracığıyla yaratılan bir baş dönmesi hali, bir nevi sarhoşluk. Burada birkaç başlık altında dilsel baş dönmesi ve ‘sarhoşluk’la ne demek istediğimi anlatmaya çalışacağım.

I.
Nefes-sözcükler

Zamansız fena halde dille ve dilin imkânlarıyla alakalı bir kitap. Anlatıcı (hangi anlatıcı diye sormayın, metin bu konumları bulandırıyor, bile isteye) bir yerde şunu söylüyor:

“Bir dil kurmalıyız, sadece âşık olmak için değil, yaşamak için de… parmaklarımızla dişlerimizi sökmek için de.”

Buradaki grotesk arzu, şiddetli duygu metni baştan sona katediyor: Okurken insanı neredeyse ‘bedensel’ olarak etkileyen, harekete geçiren bir dirimsel kuvvet var metinde. Bu aşk metni, bu haliyle ‘eros’u, biraz da Diyonizyak, ihlalci bir sarhoşluğu günümüze davet ediyor: Psikanalitik olarak söyleyeyim: ‘Süper-ego’yu (yazının da denetleyicisi bir ‘süper-ego’ vardır evet) ve otoriteyi ihlal eden, ‘id’e, o vahşi duyguya ulaşmaya çalışan bir metin.[2] Latife Tekin pandemi esnasında yazmış bu metni: Pandemide hissedilen o ölüm korkusuna karşı dirimsel duyguları zorlayan bir metin. Bunu röportajında da söylüyor:

“Gençliğimden beri böyle bir metin yazma arzum vardı… Pandemiyle gelen korkunun, belirsizliğin, üstümüze sıçradı sıçrayacak ölümün çaresizliği gerekiyormuş Zamansız’a, ölüme karşı Eros, evet.”[3]

“Böyle bir metin” derken neyi kast ettiğini kitapta geçen şu cümlede bulabiliriz: “Zihnimin boşluğunda bir arzu metni uçuşmaya başladı.” Yazının erotizmi diye bir şey varsa, bu kitap o erotizmi, sayfaları titretecek bir güçle hissettiriyor. Yazının libidosu ya da sarhoşluğu. Eskilerden, Antik Yunan’dan söyleyelim, hem Eros hem Thanatos: aşk ve yıkım, hayat ve ölüm, kaynak ve son. Latife Tekin’in bu arzu metninde sadece yalınkat bir........

© K24


Get it on Google Play