We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Oğuz Atay’ın pankartı

3 2 0
25.05.2022

Oğuz Atay’ın yarım kalan son romanı Eylembilim, yayınlanmasına rağmen ‘kayıp’ sayılabilecek bir roman. Bitmemiş olmasından mıdır, yoksa Atay’ın ölümünden yirmi bir yıl sonra, ‘90’ların sonunda ilginç bir metinsel yolculukla basılmasından mıdır bilmiyorum ama Oğuz Atay’a dair yazılarda bu kitaptan pek bahsedilmez. Halbuki Atay edebiyatının iç gerilimlerine daha belirgin bir politik damar da ekleyen bu metin, eğer yaşasaydı Atay’ın yönelebileceği edebi kanalları göstermesi açısından kritik bir metin.

Önce bu ‘gölgede kalmış’ kitabın Borgesvari yayımlanma hikâyesini hatırlayalım: Bu kitabın ‘ilk kısmı’ önce Günlük’e dahil edilir, Atay’ın kızı yıllar sonra isimsiz bir paket alır ve içinden Eylembilim’in 74 sayfası daha çıkar ve sonra bu sayfalar birleştirilip kitaplaştırılır. Bir yazarın ‘kayıp’ ya da bitmemiş bir kitabının bulunması edebiyat tarihi ve okurlar için her zaman heyecan vericidir: Külliyatının sonuna gelmiş o efsane yazar, sanki hayat ve ölümü atlatmış, küçük bir ‘edebi’ şaka yaparak geri dönmüştür. Yazarın hayatı bitmiştir, metnin hayatı devam etmektedir. Yazı, yazarlık, metin, külliyat gibi meselelere dair birçok hoş dönemeç içeren bu ‘bulunan el yazmaları’ hikâyesi, niyeyse Oğuz Atay vakasında pek bir ilgi patlamasına mahzar olamadı. Oğuz Atay üzerine yazanlar da Atay’ın edebiyatının aldığı posthumous biçimi pek hesaba katmadılar.

‘Eylem’le (politik eylem, sokağa çıkmak, vs.) ‘bilim’ (apolitik teori, düşünce, vs.) arasındaki uçurum ve gerilime odaklanan Eylembilim kabaca şunu soruyor: Eylemlerin ve olayların sistemi sarstığı bir dönemde (12 Mart öncesi dönem) eylem ve ‘bilim’ birbirinden ayrı durabilir mi? Toplumsal ayaklanmayla birlikte ‘eyleme’ geçmeyen bir entelektüelin (ya da ‘bilim insanı’nın) herhangi bir geçerliliği olabilir mi? Ya de meşhur Edward Said vakasını hatırlayarak soralım: Entelektüelin eli gerekirse taş da tutar mı?

‘Siyasi’ bir kriz anlatısı

Eylembilim de diğer bütün Oğuz Atay hikâyeleri gibi, bir ‘kriz’ anlatısı: Bir kriz ânı gelir ve karakterin hayatı altüst olur. Olağan (genelde burjuva) bir hayat bir krizle (genelde bir varoluş krizi) altüst olur ve anlatıcı-kişi içindeki şeytanları açığa çıkardığı demonik ve özgürleştirici bir dönüşümden geçer. Ortalama ve sıkıntılı hayattan, radikal ve tehlikeli (bkz. Tehlikeli Oyunlar) hayata geçiş. Modern dönüşüm belki de. Karakterler genelde kendilerini durduramadıkları manik bir ‘ruh ve fikir’ düzensizliğine kapılırlar. Bir şeylerin kırılmak üzere olduğu dönüşüm öncesi puslu hava yerini fırtınaya bırakır, ya da patlamaya. Bu manik patlamalar, kafayı ve düşünceleri durduramamalar birçok Oğuz Atay karakterinin ortak özelliğidir. Bilinç akışı değil, ‘bilinç patlaması’ demeyi tercih ettiğim Oğuz Atay üslubunda etkili olan şey de budur herhalde: Basınç altında tutulmuş düşünce parçalarının infilak edip, ‘manik’ bir patlamayla hayatı ele geçirmesi ve tanınmaz hale getirmesi. Bu patlamadan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz, edebiyat dahil. Edebiyat da dağılır, karakterin ‘manik’ hali yazıyı da ele geçirir. Bu nedenle Oğuz Atay edebiyatı için ‘manik edebiyat’ da denebilir.

Eylembilim böyle bir patlamayı ve ‘mani’ halini yaşayan bir matematik profesörünün, Server Dişbudak’ın krizli hikâyesini anlatıyor. “Kendimde bir gariplik seziyordum, aklıma gelen şeyleri durdurmaya gücüm yetmiyordu” diyerek yaklaşan patlamayı haber veriyor anlatıcı. Ama daha önceki bütün Atay kitaplarından farklı olarak, olayların devamında karakterin zihinsel çalkantılarından (varoluşsal çalkantı diyelim; zamansız, mekânsız) çok sosyolojik ve politik çalkantılar öne çıkıyor; aslında öne de çıkmıyor, kapıya dayanıyor. Artık karakterimiz bir monolog halinde değil: Sosyolojik ve politik varlığıyla (ya da ‘toplumsal bedeni’ diyelim) çok daha somut bir etkileşim halindedir. Sadece ‘iç-çatışma’ değil, bir ‘dış-çatışma’ da yaşar. Ve geçirdiği kriz sonucunda hayalî intikamlar alan bir ‘demon’a değil, bir eylemciye dönüşür.

Yine diğer Oğuz Atay kitaplarından farklı olarak, Eylembilim’de zaman ve mekân belirgindir, ‘herhangi bir yer’de geçen bir varoluş hikâyesi değil, daha belirgin bir yer ve ‘zeitgeist’ içinde geçen bir siyasi hikâye. 12 Mart 1971 öncesi, üniversite, eylemler, işgaller, forumlar, hayatını kaybeden devrimciler, öfke, ayaklanma, vs… Daha önceki Atay kitaplarına ironinin hafifleştirici mercekleriyle giren tarih, siyaset ve sosyoloji, bu anlatıya ironisiz, doğrudan, belki de ‘ön kapıdan’ giriş yapmıştır. Daha yakın, daha mesafesiz, daha ‘yüz yüze,’ politika ve tarihin ağırlığını daha belirgin bir biçimde taşıyan bir tonu var kitabın. Bu da aslında Oğuz Atay’aTutunamayanlar ilk çıktığında yöneltilen apolitik olma suçlamasına bir cevap teşkil ediyor. Daha önce Oğuz Atay hayalî örgütler, hayalî çeteler ya da hayalî intikamlar tasarlayarak (Tutunamayanlar’da kurulan hayalî ‘yıkım çetesini’ hatırlayın) ‘reel-politik’in anlatıya hâkim olmasına izin vermemişti. Yazı her ne kadar siyasi olsa da ‘edebi’ bir özerklik alanı kuruyordu: Meselesini dış dünyayla değil, edebiyat içi bir tartışmayla (metinler-arası denen şey) sürdüren bir özerklik alanı. Oğuz Atay’ın edebiyatına politika hep yan kapıdan girmiştir, varsa öyle bir kapı. Ama bu kitapla........

© K24


Get it on Google Play