We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Clubhouse’un ne olduğunu anladığımızdan emin miyiz?

1 0 0
01.03.2021

Dışlayıcılık, yankı odası, asılsız haberlerin yayılması ve benzeri tartışmalar önem arz etmekle birlikte bunların Clubhouse özelinde tâli meseleler olduğu anlaşılmalı. Bu yeni mecrayı tanımlayacak esas belirleyici özellik, doğal bir iletişim formu olan sesin merkezde oluşu. Bunu akılda tutarak Clubhouse’un ne olmasını istediğimize karar vermemiz ve bu yönde gerekli adımları şimdiden atmamız gerekiyor.

Dünyada, özellikle de ABD’de daha çok Silikon Vadisi insanlarının, girişimci ve teknolojistlerin, özellikle de çok zengin olanlarının ahkâm kestiği özel bir kulüp olarak tanınan yeni nesil sosyal medya Clubhouse, Türkiye’de bambaşka anlamlar kazandı. İlk haftalarında bizde de girişimcilerin ve pazarlamacıların “networking” yaptığı bu mecra, haber sitelerinde “Davetiyeyle girilen yeni sosyal medya” gibi başlıklarla duyuruldu ve meselenin özü kaçırılmış oldu.

Hemen ardından gelişen Boğaziçi olayları toplumsal bir patlamaya dönüşünce, olayın aktörleri kendilerini ifade edebilmek için bu mecrayı mesken tuttular ve Clubhouse (ABD’deki “Black Lives Matter” hareketi hariç) dünyada çok da benzeri görülmeyen şekilde bir agoraya, kısmen politik yanı ağır basan bir kamusal alana dönüştü; en azından gazeteciler ve akademisyenler arasında büyük ölçüde böyle algılandı.

Clubhouse’un ne olduğu, olmadığı, gazetecilere ne gibi imkânlar sunduğu, risklerinin neler olduğu hususunda birçok yazı yazıldı, podcast kaydedildi ve elbette Clubhouse hakkında Clubhouse yayınları yapıldı… Ancak meselenin özüne tam olarak değinilemedi. Olaylar görece soğumuş, toz duman dinmişken konuyu daha sakin bir şekilde derlemeye çalışan bu yazıda temel vurgu şu: Clubhouse’a atfedilen imkân ve risklerin pek çoğu esasında bu mecraya özgü ve onu tanımlayan birincil karakteristik özellikler değil. Asıl odak buranın sesli, yani doğal bir iletişim aracı olduğu olmalı.

Android’e düşünce burası bozar’ iddiası

Clubhouse ile ilgili en çok odaklanılan konulardan biri, mecranın kapsayıcı değil dışlayıcı (exclusive) olması ve bu sebeple dijital eşitsizlikleri katmerlendirdiği oldu. Birçoklarının vurguladığı bu noktaya gazeteci ve akademisyen Can Ertuna da değinerek Clubhouse’ın sadece iOS ekosisteminde, yani iPhone ve iPad’lerde var olduğunu ve hatta eski iOS sürümlerinde bile çalışmadığını belirterek bunun ekonomik bir ayrımcılığa sebep olabileceğini ifade ediyor. Ertuna ayrıca sosyal ve dijital sermayenin de burada belirleyici olduğunun altını çiziyor: ”Dijital sermaye de burada etkili zira diğer sosyal mecralarda kazanılmış takipçiler ve kitle buraya taşınabiliyor. Ayrıca davetiye sistemi de sosyal sermayeyi bir mecburiyet olarak dayatıyor.”

Akademik dilde “dijital eşitsizlik” olarak ifade edilen bu durumun sahadaki tezahürü ise çok daha yavan elbette. Clubhouse’un Türkiye’deki ilk haftalarında orta karar ünlülerin üstten üstten konuştuğu bir sesli odada defalarca şu cümle tekrarlanmıştı: “Android’e düşünce burası bozar.” Görüldüğü üzere, Android’e ‘düşülüyor.’ Tüm bu indirgemeciliğe rağmen, Android akıllı telefonların ekseriyetle son sürüm iPhone’lardan çok daha ucuz olduğu ve bu bağlamda Android kullanıcılarının ciddi bir kısmının da iPhone kullanıcılarına nazaran daha düşük gelir grubundan geldiği de bir gerçek; ancak bunun sosyal sermaye veya entelektüel birikim bakımından ne anlama geldiği çok daha muğlak bir nokta.

Şunu vurgulamak gerekiyor ki, sadece iOS’ta çalışan bir uygulama geliştirmek Clubhouse’a mahsus bir pratik değil. iOS ekosisteminde kullanıcıların ortalama olarak daha yüksek gelir grubundan gelmesi nedeniyle uygulamalara ve uygulama içi satın almalara daha fazla para harcandığı biliniyor. Bu sebepten birçok uygulama geliştirici ilk sürümlerini sadece iOS platformuna özel olarak çıkarıp, Android’e sonra eğiliyorlar. BBC Türkçe’den gazeteci Mesut Ersöz’ün Twitter’da hatırlattığı üzere, “Instagram da 2012 yılına dek sadece iOS üzerinde çalışıyordu. O dönemde Android sürümünün yayımlanması, uygulamayı sevdiğini söyleyen çokça kişiyi kızdırmıştı. Instagram kullanmak dolaylı olarak statü sembolü idi.”

Yankı odası eleştirileri tartışılıyor

Benzer şekilde site veya uygulamanın ilk zamanlarında davetiye ile giriş yapabilmek de yeni bir taktik değil. En bilinen iki örnek Gmail ve Facebook. Buradaki mantık, uygulamada bir hesap sahibi olmanın prestijli bir şey olarak görülmesinin sağlanması, insanların bu davetiyelerden edinebilmek için birbiri ile yarışması… İlk günlerinde Clubhouse için de böyle bir durumdan bahsedebilsek de, Şubat 2021 sonu itibarıyla davetiyelerin bir nevi “ayağa düştüğü” söylenebilir (Arayıp bulamayan varsa bize yazması yeterli).

Hem iOS’la sınırlı kalma, hem de davetiye ile hesap sahibi olma hususlarının geçici olduğunun altı çizilmeli; zira bundan üç dört ay sonra Clubhouse’a girebiliyor olmanın Twitter’a girebiliyor olmaktan pek bir farkının kalmayacağı söylenebilir (Burada elbette Twitter’ın Türkiye’de yasaklanmadığını var sayıyoruz). Ertuna’nın dediği gibi ”Bu mecranın henüz emekleme aşamasında olduğu akılda tutulmalı.”

Bu yeni mecranın dışlayıcılıktan sonra en çok eleştirilen diğer bir yanı da yankı........

© Journo


Get it on Google Play