We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İpek Yezdani yazdı: Türkiye’de medya nasıl kurtulur?

1 20 2
23.02.2021

Birçok gazeteci şunları unutmuş gibi: Gazeteciler hükûmet çalışanı değildir. Gazeteciler devlet memuru değildir. Gazeteciler aktivist değildir, tetikçi hiç değildir. Gazetecinin işi sadece gerçekleri yansıtmaktır.

Her ne kadar başlığın “Asiye nasıl kurtulur?” kıvamında olması bazılarına abartılı gelecek olsa da Türkiye’de basının şu anki hâl-i pür-melâlini anlatması bakımından bir metafor olarak çok uygun. En azından duygusal açıdan bakarsak; basının şu anda içinde bulunduğu durumun, yazar Vasıf Öngören’in 70’li yıllarda kaleme aldığı oyundaki “Asiye” karakterinin içinde bulunduğu durum kadar hüzünlü olduğunu söyleyebiliriz. Maalesef epik tiyatro anlayışındaki çözümsüzlük, şimdi de Türk basınının durumu için söz konusu.

İster sektörde olsun ister sektör dışında, son yıllarda gazetecilerin dilinden düşmeyen bir cümle var: “Ne yazık ki medya bitti.” Ne zaman söz gazetecilikten, sansürden, gazeteciliğin kalitesinden, iş imkânlarından, alınan maaşlardan vs. açılsa; bütün sohbetler aynı hazin cümleyle son buluyor: “Maalesef basın bitti artık.”

Peki demokratik ülkelerde yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak görülen, yürütmeye yönelik temel denge ve kontrol mekanizmalarından biri olan medyanın bitmesi normal mi, ya da kabul edilebilir bir durum mu?

Hayır, normal değil. Bir ülkede demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlevini yürütebilmesi ve gerektiğinde kamuoyu baskısı oluşturulabilmesi için özgür ve bağımsız bir basın o sistemin olmazsa olmazı. Peki şu anda siyasi konjonktür buna izin vermiyor diye arkamıza yaslanıp “Tamam o zaman ya, ne yapalım kaderimizde bu da varmış” mı diyeceğiz? Hayır, medyayı nasıl kurtaracağımızın yollarına bakacağız. Umudumuzu yitirmeden olması ve yapılması gerekenleri not edip, geleceğe ışık tutacağız.

Medyanın içinde bulunduğu aşırı politize ve partizan durumdan kurtulması ve gazetecilerin haberciliğin gerçek dinamiklerine dönebilmesi için önemli beş madde bulunuyor:

1. Basın özgürlüğü

MFÖ’nün “Bodrum Bodrum” şarkısındaki “Nasıl anlatsam, nereden başlasam…” dizeleri en çok bu madde için uygun. Basın ve ifade özgürlüğü, sağlıklı bir demokrasinin olmazsa olmazı. Ne yazık ki Türkiye, basın ve ifade özgürlüğünde dünyada en alt sıralarda bulunuyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2020 yılı için hazırladığı rapora göre Türkiye, 180 ülkenin yer aldığı basın özgürlüğü listesinde Türkiye 154’üncü sırada.

Sansür, otosansür, baskı, müdahale, bunlar zaten almış başını gitmiş. Bir dönem “Ne var ki, Türkiye’de basın zaten hiçbir zaman özgür değildi” diyenler bile Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısında Çin’i geçmesinden dolayı şaşkın. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) son raporunda, dünyada en fazla tutuklu gazeteci bulunan ülkenin, 67 tutuklu gazeteciyle Türkiye olduğu açıklandı.

90’larda Susurluk kazası gibi devletin mafyayla iç içe geçtiği büyük bir skandalı rahatça ifşa eden Türk basını, bugün burnunun dibinde olanları bile görmeyecek, duymayacak hâle geldi. “Yok canım, öyle demek istememiştir” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinin bile sansürlendiğini duydu bu kulaklar. Dolayısıyla önümüzdeki dönemlerde basın özgürlüğünün yeniden -ve eskisinden daha iyi bir şekilde- inşa edilmesi; Türkiye demokrasisi için olduğu kadar, kamu yararı için de elzem bir hâle geldi.

2. Medya sahipliği

Belki de Türk basınının şu andaki en büyük sorunu bu. Ana akım medyanın neredeyse........

© Journo


Get it on Google Play